Hayata dair zaman ve mekan olgularınızın var olmadığını düşünün. Yalnızca “anın” içindesiniz. Geçmiş ve gelecek sisten ibaret. Ne yediğinizi, ne içtiğinizi, zamanın nasıl aktığını, nerde olduğunuzu yani kısaca ne yaşadığınızı bilmediğiniz yalnızca tüm bunların size neler hissettirdiğini net olarak bildiğiniz bir hayatı hayal edin. Geçmişinizle geleceğinizi bağdaştırmanın çok zor olduğu tüm bu zaman olguları içinde kendinize ait zaman-mekan doğrusunun işlemediği bir düzen. Gördükçe, kokladıkça yani karşınıza çıktığı sürece var olan bir geçmişiniz olsaydı nasıl hissederdiniz ? Mide bulandırıcı geliyor olabilir kulağa. Tüm bu anlattıklarım bir sonuca varmak üzere verilen örnekler değil. Tüm bunlar aslında bazılarımızın yaşadığı bir sürecin özeti. Kendi varlığını hiçbir yere oturtamamış insanlar bunlar. Bedenine değil sadece zihnine hükmedebilen, bedeni üzerinde zihninde kurabildiği otorite kadar söz sahibi olabilen. Uzağınızda aramayın. Bu insanlar toplumda asla göze batmadan her şey normalmişçesine yaşayıp gidiyorlar. Onların üzerinde geçmiş ve geleceğin yüküne ek olarak, bir an olsun yanından ayırmadıkları maskelerinin de yükü var. Evet bu insanlar aslında iki yüzlü. Teoride bunu kabul etmek mümkün fakat taşıdıkları maskeyi toplum içinde asla -isteseler dahi- çıkaramadıkları için pratikte yine tek yüzleriyle yaşamaya devam ediyorlar. Gerçeklik üzerine kurduğunuz dünyaya ayak uydurmak zorunda kaldığı için sahte bir gerçekleri var.
Gerçekler, doğrulardan çok daha fazla göreceli bir kavram. Çünkü; yanılsamalar dünyasında gerçeklik algınız,baktığınız pencereden ibarettir.
Vincent