“Kötülüğü iyilikle karşılamak istemiyorum,”diyordu.”İstemiyorum,çünkü o zaman iyiye verebileceğim bir şey kalmıyor.İyiliği iyilik,kötülüğü adalet karşılasın istiyorum.”
Dosyanın kapağını açmak istemediğimi hatırlıyorum.İstememiştim,çünkü içgüdüsel bir biçimde ne demek istediğini hissediyordum.Hayatım boyunca tanıdığım’üstat’ sadistler geçiyorlardı gözlerimin önünden.Garip olan ,onları sadece şubede ya da cezaevinde değil de,günlük yaşamda tanımış olmamdı!Sıradan insanlardı bunlar;anneler,babalar,gelinler,kayınvaldeler,öğretmenler,memureler,hastabakıcılar…Aşağılama ustaları,insanı rencide edecek,yerin dibine geçirecek doğru kelimeyi ya da doğru hakareti şıp diye kestirme ustaları,taşı gediğine koyma ustaları,inceden alay ustaları,inceden hakaret ustaları…
“Sadizm,illa da kadın döven,çocuk döven,eli kırbaçlı sadizm değil tabii,”diyordu,”Tinsel gaddarlık denilen şey,bir insanı küçük düşürmek,incitmek arzusu,fiziksel sadizmden çok daha yaygındır.Bir bakıma çok daha pistir.Namert bir iştir,çünkü sadistin kendisini gizlemesine yarar.Çünkü sonuçta,kaba kuvvet değil de,nihayet bir kelime,bir soru,efendim,akıl karıştıran bir tabir,bir gülüş kullanılmıştır.Sadist,her zaman kıvırtabilir.Ne ki ,psişik acı,en az fiziki acı kadar,hatta ondan daha çok zedeler.Etkileri daha uzun sürelidir.”