Hegel'e kalırsa, insan "ancak tümüyle kendisinin yarattığı bir dünyada yaşayınca tam özgür olacaktır".
Ne var ki, insanın yaptığı da tam olarak budur, ama o şimdiki kadar zincire vurulmamış, şimdiki kadar köle olmamıştı hiç.
Şeylere sımsıkı sarılmayı bize öyle bir öğrettiler ki, onlardan kurtulmak istediğimizde ne yapacağımızı bilemiyoruz. Eğer ölüm imdadımıza yetişmeseydi, var olma inadımız çöküşün ötesinden, bizzat yaşlanmanın ötesinden bize bir varoluş formülü buldururdu.
"Uygarlık" adı verilegelen şeyin içinde, insanın çok geç, çare bulmak artık imkânsız olduğunda farkına vardığı ve şeytansı olan bir ilkenin hüküm sürdüğü inkâr edilemez.
Bizden önceki hiçlik bizi bekleyen hiçlikten farklı olmadığına göre, niçin korkalım ondan? İlkçağ insanlarının ölüm korkusu karşısındaki bu savı teselli olarak kabul edilemez. Önceden var olmama şansımız vardı, ama şimdi varız. Bu varoluş parçası, dolayısıyla da talihsizlik parçası da yok olmaktan korkuyor. "Parça" doğru sözcük değil, çünkü herkes kendisini evrenden üstün, hiç değilse evrene eşit görmek ister.