Benim gibi insanlar tarafından geride bırakılan fikirler, anıtlar hayattaki en büyük zevkimdir. Kitaplar olmasa uzun zaman önce umutsuzluğa gömülürdüm.
Ben kalabalıklar için yazmadım... Çalışmalarımı, zamanın seyrinde nadir rastlanan istisnalar olarak ortaya çıkacak düşünen bireylere miras bırakıyorum. Onlar da benim gibi ya da gemisi batıp ıssız bir adaya çıkan ve kendisinden önce aynı sıkıntıları yaşayan birinin izlerinin, ağaçlardaki bütün papağanlardan ve maymunlardan daha fazla teselli sunduğu bir denizci gibi hissedeceklerdir.
İsteriz, isteriz, isteriz, isteriz... Farkındalığa ulaşan herkes için bilinçdışının kanatlarında bekleyen on gereksinim vardır. İstenç bizi amansızca tahrik eder çünkü bir istek bir kez duyurulduğunda yerine hemen bir yenisi, sonra bir başkası ve sonra bir başkası konur ve bu durum hayat boyu devam eder.
Dahası, dışarıda olan şeylere ait bizim işlenmiş versiyonumuzun arkasını "göremeyiz". Orada gerçekte olanı, yani bizim algısal ve entelektüel işlememizden önce var olan varlığı bilmemizin bir yolu yoktur. Kant'ın ding an sich(kendinde olan şey) dediği temel varlık bizim için sonsuza dek bilinemez olarak kalacak ve kalmalıdır.