Varlığa dair şuur geliştikçe, istemenin zincirleri de gevşer. Yani, bilme, istemenin emrinden kurtulmaya başlar. Başka bir ifadeyle kişi dünyayı anlamaya başladıkça, dünyaya kazık çakacakmış gibi yaşama hâli dönüşür, peşinden koştuğu, kendisine güvenlik ve güç sağlayacağına inandığı her şey buhar olup uçmaya başlar.
"Ya sarhoş ya deli olmak gerek," diyecekti Sieyés, "bilinen dillerde iyi konuşmak için".
Sarhoş ya da deli olmak gerekir, diye ekleyeceğim, hangi dilde olursa olsun, sözcükleri kullanmaya hâlâ cesaret edebilmek için.
Kendimizi elâlemden üstün görmemiz boşuna, sandığımızdan daha çok nefret ederiz kendimizden. Bilge çok tekinsiz bir hayaletse, bunun nedeni her varlık gibi kendi kendisine besleyeceği nefrete bulaşmamış gibi görünmesidir.
Ölüme doğru koşmuyoruz, doğum felaketinden kaçıyoruz; onu unutmaya çalışan felaketzedeler olarak çırpınıp duruyoruz. Ölüm korkusu, bizim ilk ânımıza kadar giden bir korkunun geleceğe yansıtılmasından başka bir şey değildir.