Düşünbil Dergisi

Düşünbil Dergisi

Dergi
7.8/10
94 Kişi
·
299
Okunma
·
81
Beğeni
·
615
Gösterim
Teknolojiyi mutlak kötülük olarak gören muhafazakâr ve romantik bakış açısının bugünün ve yarının sorunlarına yönelik bir sözü olması çok zor.
Düşünbil Dergisi
Sayfa 20 - Emre Tansu Keten - Black Mirror ve İdeoloji Olarak Teknoloji
İsa, recm edilmek üzere olan ve fahişelikle suçlanan bir kadını savunarak onu taşlamak üzere hazır bekleyen kalabalığa şöyle seslenmişti: "İlk taşı günahsız olanınız atsın." Kimse günahsız olduğunu iddia edemediğinden herkes avucunda nefretle sıkmakta olduğu taşı indirmek zorunda kaldı. Sosyal ağlarda vicdana seslenen ve sorumluluk bilincini hatırlatan İsa'nın sesi duyulacak halde değil artık.
Düşünbil Dergisi
Sayfa 7 - Black Mirror Sayısı
En ağır, en sarsıcı ve duygusal bölümlerden biri olan dizinin ikinci sezon birinci bölümü "Be Right Back", teknolojideki her türlü gelişmeye rağmen insanı ön plana çıkarması, insan olmanın gerekliklerini ve önemini ortaya koymasıyla diğer bölümlerden ayrışıyor. Ağır bir kaybın acısıyla baş edemeyen bir kadının yapay zekaya sığınması fakat özlediği ve yokluğuna dayanamadığı adama burada da ulaşamaması anlatılıyor bölümde. Bir yandan bize bir insanı neyin insan yaptığını ve bizler için hangi özellikleriyle vazgeçilmez hale geldiğini sorgulatırken, bir yandan da en uç noktalarına gelmiş teknolojinin aslında bir insanın yerine geçmekte ne kadar yetersiz kaldığını gösteriyor.
Düşünbil Dergisi
Sayfa 33 - Sıla Kasaroğlu - Be Right Back: "Yine De İnsan"
Distopya kelimesi, ilk olarak 1868 yılında, avam kamarasında yapılan bir konuşmada John Stuart Mill tarafından söylenmiş, o günden bu güne dek evrimleşerek "gelecekte oluşabilecek olumsuz toplumları" tanımlamak için kullanılır olmuştur.
Düşünbil Dergisi
Sayfa 10 - Çağdaş Turan - Black Mirror Dizisinin Var Olma Mücadelesi Açısından İncelenmesi
Kötü insanı yapacağı kötülükten, bencil insanı yapacağı bencillikten bir anlığına caydırabilirsiniz ama bu insanların içindeki kötülüğü ve bencilliği söküp atamazsınız.
Kadınların ideal cinsel obje haline gelebilmeleri için devasa büyüklükte güzellik, diyet ve estetik sektörleri yaratılmıştır. Sayıları gittikçe artan güzellik merkezleri, kişisel bakım mağazaları, televizyonlarda sürekli yinelenen diyet tavsiyeleri ve estetik müdahaleye dair teşvikler bunlardan sadece birkaçıdır.
Kendi kaderine terk edilen insan, özgürlüğüyle baş başadır. Bu durum varoluşçuluğun bir evresi olan "bulantı"yı ortaya çıkarır. İnsan bir başına bırakılmış, dünyaya fırlatılmıştır.
Eril tahakküm altındaki tüketim toplumu, "ideal kadın bedeni" tasarısını, kurduğu dev sektörler aracılığıyla rasyonalize ederek, kadına dayatmaktadır. Böylece kadın, bedenine yöneltilen kesintisiz buyrukları doğalmış gibi görmeye itilmektedir.
Kişi, sevgiyle yaklaşabilmesi için öncelikle "hayal kırıklığı"na tahammül edebilme becerisi geliştirmiş olması gerekir.
64 syf.
·2 günde·Beğendi·Puan vermedi
Aslına bakarsınız dergileri pek sevmem. Daha doğrusu edebiyat dergilerini sevmem. Bu konuyu Dostoyevski kapaklı tuhaf-2 ‘nin değerlendirmesinde de konuşmuştuk ya. Yalnız Dostoyevski’li Tuhaf-2’den sonra baya alıştım dergilere. Kitaplığımda Düşünbil vardı Camus’lu, bilirsiniz severim Camus’u. Bu pek edebiyat dergisi değil ama daha çok felsefe. Onu da okudum arada. Güzel de yazmışlar vesselam. Bu ay Tuhaf da Gogh varmış, Van Gogh. Severim Gogh’u, çılgın adam. Sunay Akın da sever. Zaten benim sevgim, bilgim de onun kitaplarından. Neyse gittik almaya. Aldım tam döneceğim, düşünbil çarptı gözüme. Kapakta Sartre ağzında piposuyla beraber. Düşünbil’in tadı damağımda kaldı yalnız bu Sartre’den pek korkarım ben. Zamanında bir Bulantı’sını okudum, hala adını duyduğumda bile içim bulanır. Aldım onu da aldım. Elbet bu adamı da anlayacağız. Geldim eve. Açtım düşünbil’in kapağını sözde günde birkaç yazı okuyacağız. Okumaya başlamamla bu defa hızlı gideceğini hissetmem bir oldu.

Yıl 1945. Dünya neredeyse komple yıkılmış. Sadece fiziksel değil manevi olarak da. Yeryüzüne fırlatılan insan önce yaşamayı öğrenmiş, sonra Tanrı’yı yaratmış, en son da hepsini yıkmış. Önce Tanrı’yı sonra kendini. İşte bu yıkımın sonunda Paris’te bir salonda bir adam, masaya yumruğunu vuruyor ve Varoluş bir hümanizmdir diye haykırıyor. Uyanın efendiler, yok oluyoruz!! Nesne vardır, sizin öz dediğiniz olgu bireyin nesneye yüklediği manadır. Önce birey doğar, verdiği kararlarla kişiliğini oluşturur. Değer yargılarımızı oluşturabilmek için geçmişi yadsımalıyız. Geçmişten, örf, adetten, toplumsal yasalardan kurtulamayan birey nesne olarak kalır, kişiliğini oluşturamaz. Birey özgürdür. Özgür iradesiyle önce geçmişi yadsımalıdır. Ancak bu aşamadan sonra kişiliğimizi ve değer yargılarımızı oluşturabiliriz. Yalnız birey kendisi tam manasıyla özgür olamaz. Özgürlük ancak toplumsal olarak var olur. Ya hepimiz yok olacağız ya da özgürleşeceğiz. Dedi.

Elbette bu kadar değil daha çok şeyler söyledi, çok şeyler anlattı, çok şeyler yazdı. Yazmakla söylemekle de kalmadı. Dedeleri gibi taşın üzerine oturup ya da evine kapanıp düşünmekle yetinmedi. Akademilerde hocalık yapmadı. Ne yaptı peki? Tüm düşüncelerini eyleme döktü. Bir Fransız olmasına rağmen, Fransa Cezayir’i sömürüyor, Cezayir özgürleşmelidir, dedi. Sosyalist olmasına rağmen SSCB’nin Macaristan’ı işgali üzerine, ben yokum, dedi. Nobel ödülü vermek istediler, evimde bunu koyacak, yer yok, dedi. Ben Sartre’m adımın önüne hiçbir kurumun adı gelmeyecek, beni kurumlaştıramazsınız, beni satın alamazsınız, ben her zaman düşüncelerimle var olacağım, dedi.

Ve herkesin saygı duyduğu bir adam oldu. Bu zamana kadar yarım yamalak olan düşünceleri bir araya topladı, bir kuram yarattı. Kuramdan öte çağımızın gerçeğinin yarattı. Yıkılmış dünyayı yeniden ayaklandırdı, değer kazandırdı. Düşündü, düşünmekle yetinmedi, eyleme geçti. Özgürlüğü savundu, tüm toplumların özgürlüğünü ömrünün sonuna kadar.

Sartre ve düşünceleri her zaman var olacaktır. Dünya bugün özgür olmasa bile elbet bir gün tüm toplumlar özgür olacaktır.

Varoluş hümanizmdir, varoluş bir posthümanizmdir!!

Herkese keyifli okumalar dilerim..
64 syf.
·Puan vermedi
Düşünbil Dergisi Türkiye'de yayımlanan az sayıda felsefe dergilerinden birisi.
Türkiye'deki ekonomi yüzünden kitapların fiyatlarının artmasıyla bazı dergilerde kapanmaya başlamıştı.
Düşünbil de bu fiyat artışını yansıtarak direnmeye çalışan dergilerdendir.
Derginin içeriğine gelirsek genel anlamda kaliteli olduğunu düşünmekle beraber bazı yazıların dilini beğenmedim ve ne hikmetse bu yazıları yazanlar genç yazarlardı.
Profesör veya doçent hocalarımız anlaşılabilirliğe önem verirken yukarda belirttiğim genç yazarlar ağdalı yazmaktan anlaşılabilirliği çok azaltmış.
Bazı makalelerde çeviriler de vardı.
Şunu da söylemek lazım eğer felsefe hakkında hiç bir bilginiz yoksa size ağır gelecektir, okumak için en azından terimlere vâkıf olmakta fayda var...
64 syf.
·5 günde·Beğendi·10/10
Bu tür insanı düşünmeye iten, düşünürken, düşüncenizin bir alt metini olmasına yardımcı olan dergiler neden çok az okunur, anlamış değilim. Ancak ülkemizde dergi kültürünün "popüler edebiyat" düzleminden bununla birlikte kuaförlerde ya da bilimum elitist mekanlarda "zaman geçirmek" için koyulan dergilerden ayrıldığında çokta gelişmemiş olduğunu düşünürsek anlamak zor olmasa gerek. Yinede ben en azından bu incelemeyi okuma zahmetinde bulunan insanlara böyle kaliteli dergiler okumayı tavsiye ediyorum.

Çünkü şöyle bir noktayı gözden kaçırmamak gerekli. Okuduğumuz edebiyat, düşünce kitapları, hikayeler bizleri çoğu zaman 3. Bir kişi olarak dışardan seyrettiren bir yapı içerisine alırlar. Tabi ki bunun istisnaları olan kitapları okuduğumu da birinci elden biliyorum. Ancak yinede genel eğilim, insanlar kitap yazar biz de onları okurken gerçekten güzel yazmışlar, evet işte bende böyle düşünüyordum, aynı ben deriz veya bunun tersi olarak olumsuzlamaya gideriz. Dergilerde ise bu kitapların, düşüncelerin özel olarak üzerine düşünülmüş, okumalar yapılmış birer geniş incelemelerini görürken bunları başka bir insanın gözünden görme şansını yakalarız. Bu yüzden dergi okumak başka bakış açılarıyla aktif olarak ilişkiye girmeyi bizlere vadeder.

Özel olarak Düşünbil dergisi hakkında bir kaç şey de söylemek isterim. Malum edebi bir tartışmanın içerisinde bulduğumuzda kendimizi, konunun bir yerden Felsefe'ye bulaşacağını da biliriz. Zaten tüm konuların sonunun, daha doğrusu başlangıcının Felsefe olduğunu gözden kaçırmamamız gerekir. Bu düşüncelerle, yüzlerce tanımı olan Felsefe'nin bir insanın kendini inşa aracı olduğunu kabul edersek, bu inşa için gerekli materyalleri iyi tanımamız gerekir ki kurduğumuz bina sağlam olsun. Bu dergi bu inşa sürecinde bize giriş niteliği sağlayabilecek bir dergi. Örneğin bu ay ki sayısında incelemesine Nietzsche'yi almışlar. Ve onunla ilgili ilk bakışta üzerinde söz söylenmesi gereken bir çok kavramı açıklarken, Nihilist felsefeyi gerek sinemada gerekse edebiyatta, bilimde bir çok alanda tetkik etmişler. Şunu da belirtmek isterim ki bu dergiyi kendinize felsefi bir arka plan edinmek için okurken az da olsa kendi öz arka planınız olmasının da önemli olduğu. Söylenilenlerin havada kalmaması için bu gerekli gibime geliyor benim. Tabi benim bu söylemim felsefeyle hiç ilgisi olmayanlar bulaşmasın anlamında değil, sizlere de en azından bir başlangıç için gerekli kıvılcımı yakacaktır diye umuyor ve herkese:

İyi okumalar diliyorum.
64 syf.
·Beğendi·8/10
Spinoza'yı özellikle hakkındaki söylemlerde hep zıt kavramların bulunmasından dolayı bayadır merak ediyordum. Bu vesileyle dergiye bu sayıdan başlamış oldum ve hep de almayı planlıyorum artık açıkçası. Güzel anlatılmış spinoza. Tarafsız ele alınmış ve aynı zamanda sayıda başka konularda da bilgiler verilmiş. Aynı zamanda okuyucunun görüşlerini göstermesini kolaylaştırmak adına birçok yol verilmiş.
64 syf.
·100 günde·Puan vermedi
Dergi beklediğim kalitede değildi,ağır konuların bilindik basit anlatımı ama sosyal medyadan takip ediyorum çeviri ve video çabaları iyi.Herşeye rağmen değerli.
64 syf.
·6 günde·Puan vermedi
Düşünüyorum öyleyse varım. Felsefenin en etkili ve karmaşık alanlarından zihin felsefesi adına yazılar. Beyin yakıcıydı, dergi anlamında vakit kaybı olmayacak bir dergi. DÜŞÜNMEK, ÖZGÜRLÜKTÜR!!!
64 syf.
·8 günde·Puan vermedi
Çok güzle bir sayı olmuş her zaman ki gibi. Bir felsefeciye Spinoza'yı okumadan öğrenmeden ölmek yakışmaz. Diğer okuyucular da dahil tabi ki. :)
64 syf.
·Beğendi·10/10
İyilik kendini tüketeli yıllar oldu, evrensel ahlak yasaları ahlaksızlığa yontuldu. Bu sayıda özellikle kötülük üzerine durulmuş olması bir hayli ilgimi çekti. Aynı şekilde National Geo. da da bu sayıda kötülük/iyilik dediğimiz davranışların yapısal incelemesi mevcut. Bunun üzerinde durmak şundan dolayı ilgimi çekiyor; başta süper kahramanların ortaya çıkışı.Hukuk ve adalet düzeni kötülüğü engellemede etkisiz kaldığında süper kahraman devreye giriyor ve kötüye karşı fiziksel bir güç uygulayarak onu durduruyor genelde sonu ölümle biten bir fiziksel müdahale söz konusu. Peki ya gerçekten kötü olan, uygunsuz ya da ahlaksız olan nedir? En çok izlenenlerden biri olarak Batman Kara Şövalye üçlemesine bakalım. Salt kötülük temsilcisi midir Joker? Veyahut Batman, saf bir iyilik mi sunuyor? Benim naçizane cevabım hayır. Davranışlar tek bir şekilde değerlendirilemez ve etiketlenemez. Toplum kurumsal yapıyı kabul edip devlet örgütlenmesini destekliyorsa anarşist düşünce kötü müdür, aksine anarşist düşünce de vardır ve en az devlet düşüncesi kadar da haklıdır. Nereden baktığımızla çok önemli ve toplumla birebir alakalı.
Bu sayı okunmalı, sevgiler.
64 syf.
·Puan vermedi
Kaliteli bir dergi tabi anlayabilen için özellikle konu seçimleri çok iyi olmasına rağmen içerik açısından konu kadar ilgi çekici olamıyor belli hedef kitlesine hitap edebiliyor yalnızca ... özellikle düşünürleri konu alan sayılarının bir çoğunu okuduğumda bir kaç makale dışında hayal kırıklığı yaşadım.(simone de bevaioir sayısı hariç) uzun lafın kısası dergideki makalelerin dili daha anlaşılır olabilir ve tabi ki makaleler daha ilgi çekici kılınabilir unutulmaması gereken şey Türkiye de kitap okuma oranı bu kadar kötüyken üst okuma denilen felsefe konulu bir dergiyi neden okur insan ? Dergide
Bu soruya yanıt verebilen içerik olmalı bence sadece felsefe ile ilgilenenler ya da eğitimini alanlar hedef kitle ise açıkçası ilgilendiğim alanın ya da filozofun kitabını okumayı tercih ederim

Yazarın biyografisi

Adı:
Düşünbil Dergisi

Yazar istatistikleri

  • 81 okur beğendi.
  • 299 okur okudu.
  • 28 okur okuyor.
  • 70 okur okuyacak.
  • 5 okur yarım bıraktı.