Düşünbil Dergisi

Düşünbil Dergisi

Dergi
8.1/10
176 Kişi
·
736
Okunma
·
247
Beğeni
·
2.088
Gösterim
Adı:
Düşünbil Dergisi
Teknolojiyi mutlak kötülük olarak gören muhafazakâr ve romantik bakış açısının bugünün ve yarının sorunlarına yönelik bir sözü olması çok zor.
Düşünbil Dergisi
Sayfa 20 - Emre Tansu Keten - Black Mirror ve İdeoloji Olarak Teknoloji
En ağır, en sarsıcı ve duygusal bölümlerden biri olan dizinin ikinci sezon birinci bölümü "Be Right Back", teknolojideki her türlü gelişmeye rağmen insanı ön plana çıkarması, insan olmanın gerekliklerini ve önemini ortaya koymasıyla diğer bölümlerden ayrışıyor. Ağır bir kaybın acısıyla baş edemeyen bir kadının yapay zekaya sığınması fakat özlediği ve yokluğuna dayanamadığı adama burada da ulaşamaması anlatılıyor bölümde. Bir yandan bize bir insanı neyin insan yaptığını ve bizler için hangi özellikleriyle vazgeçilmez hale geldiğini sorgulatırken, bir yandan da en uç noktalarına gelmiş teknolojinin aslında bir insanın yerine geçmekte ne kadar yetersiz kaldığını gösteriyor.
Düşünbil Dergisi
Sayfa 33 - Sıla Kasaroğlu - Be Right Back: "Yine De İnsan"
Distopya kelimesi, ilk olarak 1868 yılında, avam kamarasında yapılan bir konuşmada John Stuart Mill tarafından söylenmiş, o günden bu güne dek evrimleşerek "gelecekte oluşabilecek olumsuz toplumları" tanımlamak için kullanılır olmuştur.
Düşünbil Dergisi
Sayfa 10 - Çağdaş Turan - Black Mirror Dizisinin Var Olma Mücadelesi Açısından İncelenmesi
İsa, recm edilmek üzere olan ve fahişelikle suçlanan bir kadını savunarak onu taşlamak üzere hazır bekleyen kalabalığa şöyle seslenmişti: "İlk taşı günahsız olanınız atsın." Kimse günahsız olduğunu iddia edemediğinden herkes avucunda nefretle sıkmakta olduğu taşı indirmek zorunda kaldı. Sosyal ağlarda vicdana seslenen ve sorumluluk bilincini hatırlatan İsa'nın sesi duyulacak halde değil artık.
Düşünbil Dergisi
Sayfa 7 - Black Mirror Sayısı
Strawson’a göre, “ Bir kişinin öz endişe duyabilmesi ya da sorumluluk sahibi olabilmesi için ille de geçmişiyle bir bağ kurup, bu bağın sonucu olarak da yaşamını öyküsel niteliği olan bir süreç olarak algılamasına gerek yoktur. İnsanın geçmişine olan bağı farklı şekillerde kurulabilir. Ve daha da önemlisi bu bağı öznenin belirgin bir şekilde kurgulaması ve bağın farkında olması gerekmez. Strawson buna örnek olarak müzisyenleri verir: Nasıl müzik aleti çalan birisinin bugünkü çalışında o farkında olsun ya da olmasın, senelerin çalışması yer alıyorsa bir insanın geçmişi de şimdiki zamanınsa bu şekilde yer alabilir. Yani müzisyen eski çalışmalarını sanki dünmüş gini hatırlasa da, ya da tam aksine onca egzersizi sanki bir başkası yapmış gibi hissetse de, eski çalışmaları onun bugünkü çalışmalarını şekillendirmiştir. Benzer bir şekilde bugünden geçmişimize uzanan bağ kuvvetli olsun ya da olmasın geçmişin kattıkları şimdiki zamanda mevcuttur ve bugünkü “ben” algısını oluşturmuştur.”
Kötü insanı yapacağı kötülükten, bencil insanı yapacağı bencillikten bir anlığına caydırabilirsiniz ama bu insanların içindeki kötülüğü ve bencilliği söküp atamazsınız.
64 syf.
·Beğendi·Puan vermedi
Aslına bakarsınız dergileri pek sevmem. Daha doğrusu edebiyat dergilerini sevmem. Bu konuyu Dostoyevski kapaklı tuhaf-2 ‘nin değerlendirmesinde de konuşmuştuk ya. Yalnız Dostoyevski’li Tuhaf-2’den sonra baya alıştım dergilere. Kitaplığımda Düşünbil vardı Camus’lu, bilirsiniz severim Camus’u. Bu pek edebiyat dergisi değil ama daha çok felsefe. Onu da okudum arada. Güzel de yazmışlar vesselam. Bu ay Tuhaf da Gogh varmış, Van Gogh. Severim Gogh’u, çılgın adam. Sunay Akın da sever. Zaten benim sevgim, bilgim de onun kitaplarından. Neyse gittik almaya. Aldım tam döneceğim, düşünbil çarptı gözüme. Kapakta Sartre ağzında piposuyla beraber. Düşünbil’in tadı damağımda kaldı yalnız bu Sartre’den pek korkarım ben. Zamanında bir Bulantı’sını okudum, hala adını duyduğumda bile içim bulanır. Aldım onu da aldım. Elbet bu adamı da anlayacağız. Geldim eve. Açtım düşünbil’in kapağını sözde günde birkaç yazı okuyacağız. Okumaya başlamamla bu defa hızlı gideceğini hissetmem bir oldu.

Yıl 1945. Dünya neredeyse komple yıkılmış. Sadece fiziksel değil manevi olarak da. Yeryüzüne fırlatılan insan önce yaşamayı öğrenmiş, sonra Tanrı’yı yaratmış, en son da hepsini yıkmış. Önce Tanrı’yı sonra kendini. İşte bu yıkımın sonunda Paris’te bir salonda bir adam, masaya yumruğunu vuruyor ve Varoluş bir hümanizmdir diye haykırıyor. Uyanın efendiler, yok oluyoruz!! Nesne vardır, sizin öz dediğiniz olgu bireyin nesneye yüklediği manadır. Önce birey doğar, verdiği kararlarla kişiliğini oluşturur. Değer yargılarımızı oluşturabilmek için geçmişi yadsımalıyız. Geçmişten, örf, adetten, toplumsal yasalardan kurtulamayan birey nesne olarak kalır, kişiliğini oluşturamaz. Birey özgürdür. Özgür iradesiyle önce geçmişi yadsımalıdır. Ancak bu aşamadan sonra kişiliğimizi ve değer yargılarımızı oluşturabiliriz. Yalnız birey kendisi tam manasıyla özgür olamaz. Özgürlük ancak toplumsal olarak var olur. Ya hepimiz yok olacağız ya da özgürleşeceğiz. Dedi.

Elbette bu kadar değil daha çok şeyler söyledi, çok şeyler anlattı, çok şeyler yazdı. Yazmakla söylemekle de kalmadı. Dedeleri gibi taşın üzerine oturup ya da evine kapanıp düşünmekle yetinmedi. Akademilerde hocalık yapmadı. Ne yaptı peki? Tüm düşüncelerini eyleme döktü. Bir Fransız olmasına rağmen, Fransa Cezayir’i sömürüyor, Cezayir özgürleşmelidir, dedi. Sosyalist olmasına rağmen SSCB’nin Macaristan’ı işgali üzerine, ben yokum, dedi. Nobel ödülü vermek istediler, evimde bunu koyacak, yer yok, dedi. Ben Sartre’m adımın önüne hiçbir kurumun adı gelmeyecek, beni kurumlaştıramazsınız, beni satın alamazsınız, ben her zaman düşüncelerimle var olacağım, dedi.

Ve herkesin saygı duyduğu bir adam oldu. Bu zamana kadar yarım yamalak olan düşünceleri bir araya topladı, bir kuram yarattı. Kuramdan öte çağımızın gerçeğinin yarattı. Yıkılmış dünyayı yeniden ayaklandırdı, değer kazandırdı. Düşündü, düşünmekle yetinmedi, eyleme geçti. Özgürlüğü savundu, tüm toplumların özgürlüğünü ömrünün sonuna kadar.

Sartre ve düşünceleri her zaman var olacaktır. Dünya bugün özgür olmasa bile elbet bir gün tüm toplumlar özgür olacaktır.

Varoluş hümanizmdir, varoluş bir posthümanizmdir!!

Herkese keyifli okumalar dilerim..
250 syf.
·Puan vermedi
Severek takip ettiğim dergilerin başında gelen Düşünbil'in bu sayısında konu zaman felsefesi idi. Son zamanlarda popülerliğini giderek arttıran bu meselenin incelenmesinde bol bol Heidegger ve Kant alıntıları vardı yazılarda ayrıca konunun fiziksel ve astronomik boyutlarına da deginilmisti. Newton'un yer çekimi yasası, Marxwell'in elektrodinamik bilimi, Einstein'in özel ve genel gorelilik kuramı veya kuantum mekaniğinden termodinamik yasalarına ve bu bilimsel tespitlerin zaman ile olan ilişkisine, Aristo ve Augustinus'tan bu yana kafa yoran birçok filozofun gözünden bakma firsatı yakaladım.
64 syf.
·Puan vermedi
Düşünbil Dergisi Türkiye'de yayımlanan az sayıda felsefe dergilerinden birisi.
Türkiye'deki ekonomi yüzünden kitapların fiyatlarının artmasıyla bazı dergilerde kapanmaya başlamıştı.
Düşünbil de bu fiyat artışını yansıtarak direnmeye çalışan dergilerdendir.
Derginin içeriğine gelirsek genel anlamda kaliteli olduğunu düşünmekle beraber bazı yazıların dilini beğenmedim ve ne hikmetse bu yazıları yazanlar genç yazarlardı.
Profesör veya doçent hocalarımız anlaşılabilirliğe önem verirken yukarda belirttiğim genç yazarlar ağdalı yazmaktan anlaşılabilirliği çok azaltmış.
Bazı makalelerde çeviriler de vardı.
Şunu da söylemek lazım eğer felsefe hakkında hiç bir bilginiz yoksa size ağır gelecektir, okumak için en azından terimlere vâkıf olmakta fayda var...
250 syf.
·13 günde·8/10 puan
Düşünbil fəlsəfə jurnalıdır,bu jurnalı çox oxucu ədəbiyyat jurnalı kimi bilir.
Dosentlərin,alimlərin(akademiklər) yazdığı mövcud mövzu üzrə yazılardan ibarətdir.Bu dəfəki mövzu mitologiyadır.Yunan-şumer mitlərinin qarşılaşdırmaları,fərqli mədəniyyətlərdəki hadisələrin digərləri ilə müqayisələrini qarşılaşdırır.Olduqca maraqlı jurnaldır,ancaq fəlsəfəyə həqiqətən marağınız var isə.
64 syf.
·5 günde·Beğendi·10/10 puan
Bu tür insanı düşünmeye iten, düşünürken, düşüncenizin bir alt metini olmasına yardımcı olan dergiler neden çok az okunur, anlamış değilim. Ancak ülkemizde dergi kültürünün "popüler edebiyat" düzleminden bununla birlikte kuaförlerde ya da bilimum elitist mekanlarda "zaman geçirmek" için koyulan dergilerden ayrıldığında çokta gelişmemiş olduğunu düşünürsek anlamak zor olmasa gerek. Yinede ben en azından bu incelemeyi okuma zahmetinde bulunan insanlara böyle kaliteli dergiler okumayı tavsiye ediyorum.

Çünkü şöyle bir noktayı gözden kaçırmamak gerekli. Okuduğumuz edebiyat, düşünce kitapları, hikayeler bizleri çoğu zaman 3. Bir kişi olarak dışardan seyrettiren bir yapı içerisine alırlar. Tabi ki bunun istisnaları olan kitapları okuduğumu da birinci elden biliyorum. Ancak yinede genel eğilim, insanlar kitap yazar biz de onları okurken gerçekten güzel yazmışlar, evet işte bende böyle düşünüyordum, aynı ben deriz veya bunun tersi olarak olumsuzlamaya gideriz. Dergilerde ise bu kitapların, düşüncelerin özel olarak üzerine düşünülmüş, okumalar yapılmış birer geniş incelemelerini görürken bunları başka bir insanın gözünden görme şansını yakalarız. Bu yüzden dergi okumak başka bakış açılarıyla aktif olarak ilişkiye girmeyi bizlere vadeder.

Özel olarak Düşünbil dergisi hakkında bir kaç şey de söylemek isterim. Malum edebi bir tartışmanın içerisinde bulduğumuzda kendimizi, konunun bir yerden Felsefe'ye bulaşacağını da biliriz. Zaten tüm konuların sonunun, daha doğrusu başlangıcının Felsefe olduğunu gözden kaçırmamamız gerekir. Bu düşüncelerle, yüzlerce tanımı olan Felsefe'nin bir insanın kendini inşa aracı olduğunu kabul edersek, bu inşa için gerekli materyalleri iyi tanımamız gerekir ki kurduğumuz bina sağlam olsun. Bu dergi bu inşa sürecinde bize giriş niteliği sağlayabilecek bir dergi. Örneğin bu ay ki sayısında incelemesine Nietzsche'yi almışlar. Ve onunla ilgili ilk bakışta üzerinde söz söylenmesi gereken bir çok kavramı açıklarken, Nihilist felsefeyi gerek sinemada gerekse edebiyatta, bilimde bir çok alanda tetkik etmişler. Şunu da belirtmek isterim ki bu dergiyi kendinize felsefi bir arka plan edinmek için okurken az da olsa kendi öz arka planınız olmasının da önemli olduğu. Söylenilenlerin havada kalmaması için bu gerekli gibime geliyor benim. Tabi benim bu söylemim felsefeyle hiç ilgisi olmayanlar bulaşmasın anlamında değil, sizlere de en azından bir başlangıç için gerekli kıvılcımı yakacaktır diye umuyor ve herkese:

İyi okumalar diliyorum.
64 syf.
·Beğendi·8/10 puan
Spinoza'yı özellikle hakkındaki söylemlerde hep zıt kavramların bulunmasından dolayı bayadır merak ediyordum. Bu vesileyle dergiye bu sayıdan başlamış oldum ve hep de almayı planlıyorum artık açıkçası. Güzel anlatılmış spinoza. Tarafsız ele alınmış ve aynı zamanda sayıda başka konularda da bilgiler verilmiş. Aynı zamanda okuyucunun görüşlerini göstermesini kolaylaştırmak adına birçok yol verilmiş.
64 syf.
·16 günde·8/10 puan
Birkaç bölüm haricinde kolay anlaşılır bir felsefe dergisiydi diyebilirim. Kitap tavsiyesini ve son sayfada yer alan bölümü sevdim. Kaygı konusunda doyurucu bir okuma oldu benim için teşekkür ederim emeği geçen herkese
64 syf.
·Beğendi·Puan vermedi
Žižek söyleşilerinin çevirisini gördüğümde köye vizontele gelmiş gibi sevinirim. Zor metinler okumayı seviyorum. Anlamanın kıyısından geçmiş olmak bile keyifli. Zizek ise felsefeyi kitlelere yaymak adina bircok yolu söylemlerle ya da film analizleriyle deniyor. Aslinda onu anlaşılmaz kılan sadece söylemleri değil. İlham aldığı kişileri bilmiyor olmak da işi zorlaştıriyor.
Źiźek'i psikanalizin perspektifinden film analizi yaptığı belgeseliyle tanimıştim. O günden beri gördüğüm her yazısıyla ilgileniyorum. Yaşayan bir filozofun kıymetini bilmek bile denebilir bu ilgiye :) Bu ilgim uğruna pes etmeyecek gibiyim. Derginin onu konu edinmiş olmasi yıllar önce ve benim tesadüfen karşılasma ani heyecanım her şeye değer. Büyük iddialarına korona salgıni döneminde tekrar göz atmak ise ayrı hayranlik uyandırıcı...
Merakımı canli tutan dergi yazarlarına da sonsuz teşekkurler.
64 syf.
Düşünüyorum öyleyse varım. Felsefenin en etkili ve karmaşık alanlarından zihin felsefesi adına yazılar. Beyin yakıcıydı, dergi anlamında vakit kaybı olmayacak bir dergi. DÜŞÜNMEK, ÖZGÜRLÜKTÜR!!!

Yazarın biyografisi

Adı:
Düşünbil Dergisi

Yazar istatistikleri

  • 247 okur beğendi.
  • 736 okur okudu.
  • 38 okur okuyor.
  • 174 okur okuyacak.
  • 9 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları