İnanç, özellikle dini sorular söz konusu olduğunda önemlidir.Kierkegaard diyor ki, Tanrı'yı nesnel olarak kavrayabilsem, inanmam ona, ama işte tam da bunu yapamadığım için inanmak zorundayım. Ve eğer inancımı korumak istiyorsam, şunu unutmamalıyım:Nesnel bilinmezliğe sıkı sıkı sarılmalıyım; denizin 70.000 kulaç dibinde de olsam -yine de inanmalıyım.
Evet, çünkü biz onun ruhundaki gölgelerden ibaretiz. Ve bir gölgenin ustasına saldırması hiç de kolay değildir Sofie. Hem akıl gerektirir, hem de çok iyi düşünülmüş olması gerekir.Ama Hilde'yi etkilememiz mümkün. Bir Tanrı'ya ancak bir melek başkaldırabilir.
Kiniklere göre insan sağlık konusunu sorun etmemelidir. Hatta ağrılara ve ölüme de aldırış etmemelidir. Ayrıca başkalarının çektiklerini dert edip kendini sıkmamalıdır.
En ünlü kinik Diogenes'ti.Antisthenes'in öğrencisi olan Diogenes'in bir fıçıda yaşadığı ve bir aba, bir değnek ve bir ekmek torbasında başka bir şeye sahip olmadığı anlatılır. (bu durumda mutluluğu elinden çekip almak da kolay değildi tabii!) Bir gün diogunes fıçının önünde güneşlenirken, Büyük iskender onu ziyarete gelmiş. Bu bilge insanın karşısına geçip bir isteği var mı, diye sormuş iskender, isteğini hemen yerine getireceğini söylemiş. Diogunes de, bir adım yana çekil de, güneşimi kesme demiş İskender'e. Böylece bu büyük komutandan bile daha zengin ve mutlu olduğunu göstermiş. İstediği her şeye sahipmiş ne de olsa.