Köpek kalbi isimli kitabı okuyorum, Kitabın bi kısmında köpeğin muaynehanedeki narkoz deneyiminden bahsediyor. Narkoz denen şey çok ilginç. Tam 1 sene önce bugünlerde göz amelyatı oldum ameliyat günü korkudan gözle görülür bir biçimde tir tir titriyordum, taki damar yoluna bi serum takılana kadar. Serum takıldığı an çok ilginç bir şekilde hala titremeye devam etsem dahi saniyeler içinde öyle mutlu oldum ki bi kaç dakika o mutlulukla repçi gibi hızlı konuşarak sohbet ettim hiç o kadar mutlu olmamıştım çok ilginç ve çok garip bi deneyim. Ve sonra nerede yaşamak istersin diye sorup damarıma bi serum daha taktılar -ben hala korkuyordum, ya uyanırsam ya acırsa...- cevabı çok belli olan bu soruya henüz a.. am.. derken çok ilginç bi his çok ilginç bi duygu gözümü açtığımda üstüm başım giydirilmiş odada yatıyordum. Kitapta okuyunca aklıma geldi umarım kimse yaşamaz ve bende yaşamam umarım birdaha ama çok keyifli çok farklı bi duguydu.
(Prol mahalesindeki sahafın zar zor eksik hatırladığı şiirin tam hali. "Winston biraderliğe katılınca O'brien a soruyor ve oda tam halini söylüyor.")
Portakal kırlent limon tülbent, diye çalar Aziz Clement,
Beş peniye üç zeytin, diye çalar Aziz Martin,
Şu zeytinler çok lezzetli, diye çalar Yaşlı Bailey,
Ama yeşiller hariç, diye çalar Shoreditch.
"Bu sefer neye içelim?" dedi aynı belirsiz ironik tonlamayla. "Düşünce Polisi'nin kafa karışıklıklarına? Büyük Birader'in ölümüne? İnsanlığa? Geleceğe?"
"Geçmişe," dedi Winston.
"Geçmiş daha önemli," diye ciddiyetle onayladı O'Brien.
Hep birlikte hareket edemeyiz. Ancak bilgimizi kişiden kişiye, kuşaktan kuşağa genişletmemiz mümkün olabilir. Düşünce Polisi karşısında başka bir yol yok.