Bütün kuvvetimle mi atılacağım maceraya? Onu bile korumayacak mıyım? Onu, o ‘şey’i? Kimsenin bilmediği bir parça: tarifi güç, gene de varlığını çok iyi bildiği ‘şey’. Onu da tehlikeye atacak mıydı? Bütün Turgut’u hiçbir zaman teslim etmemişti. Hiçbir zaman. Onu kendine saklamıştı. Değerini yalnız Turgut’un bildiği bir ‘şey’. Başkaları da bir çok şeyler saklarlar insanlardan: gene de bir şey kalmaz kendilerine. Bu ‘şey’ öyle değildi. Anlatılsaydı değeri kalmazdı ki. Bu nedenle anlatılamazdı. Bu ‘şey’i birine verseniz de farkında olmaz aslında. İnsan uzun uzun anlatsa, ‘onun’ kendine güven verdiğini söylese, merak ederler belki. Fakat görünce bir şeye benzetemezler muhakkak. Bu muydu, derler o ‘şey’. Verdiğiyle kalır insan. Ezer, buruşturur, yere atarlar. Bazı ukalalar da Latince isimler takarlar bu ‘şey’e. Tarifler, benzetmeler... Ben ne dediğimi biliyorum. Benim, Turgut Özben’in öz benliği. Kelime yapıyorum, oyuna getiriyorum. Kendimi ele vermiyorum.