Leyla

Leyla
@leylaan_
"Sayfanın ötesine geçince, yaşamın buradakinden, bu taraftakinden daha yaşam olduğu bir dünyaya giriliyordu."
"Kötü bir son, sonsuz bir umutsuzluktan iyidir."
9/10
·149 syf.··
2025 20. kitabı
Yaşamdaki adaletsizliğin, insan ruhundaki hasarını en iyi şekilde gösterenlerden biri Jonh Steinbeck. Bazıları yaşamı kazanmış olarak doğar, diğerleri ise payına düşen çetrefilli bir mücadeleyle hak kazanmak zorundadır. John Steinbeck, o diğerlerinin sesidir işte. İnci'yi okurken baş kahramanımız Kino oluyoruz. Onunla beraber haksızlığın verdiği ruhsal ıstırapla öfkeleniyor, umut ediyor, üzülüyoruz. Ama en önemlisi ne biliyor musunuz? Sevinemiyorsunuz. Hep zorluklarla geçmiş bir ömürde her şeyin birden değişebileceğini, şansın sizi bulacağına inanamıyorsunuz. Korkuyla, o şansın elinizden kayıp gideceği anı bekliyorsunuz. Nitekim öyle de oluyor. Herkes, her şey bir oluyor onu sizin elinizden almaya çalışıyor ta ki sizi bir hayvana dönüştürene dek... Merhamet, dostluk insanlığa atfedilen kavramlar fakat piramitin en alt basamağında debelenip duran insanlar için iş değişir. Orada doğanın kanunları geçerlidir. Kötülüğün türküsü çalar durur. Ailenin, dostluğun türküsünü bastırır. Fakat yine de bir parça insan kalabilen vardır. O insan güçlü olup zayıfı yok edince daha güçlü devam etmez. Hayata devam eder ama o insan yanını yok eder. Yaşamın kıyısında yaşayanların hayatı böyledir işte. O uçurumun kenarında düşmemek için el ele verenler de birbirini itenler de bir aradadır. Kino'nun abisinin dediği gibi: "Doğumumuzdan, tabutumuzun parasına kadar her konuda kandırılmadığımızdan emin olamayız. Ama yine de hayatta kalabiliyoruz."
İnciJohn Steinbeck · Bilgi Yayınevi · 199250bin okunma
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
"Bizler kurban edilmiş nesiliz."
8/10
·160 syf.··
2025 19. kitabı
Bir ailenin üç kuşağını, karakter gelişimlerini, özel hayatlarını, kederlerini, Mısır'ın tarihsel süreçleriyle beraber 150 sayfa olmasına rağmen karmaşık değil de sade bir doğallıkta aktarabilen büyük yazarımızla bu kitapla tanıştım. Kitap okumanın belki de en zevkli yönünü bu kitapla da tattım. Okuduğum süre içerisinde Mısırlı oldum. Dindar, laik, aykırı oldum. Dava uğruna uzuvlarını kaybeden ve aynı zamanda onu izleyen biri oldum. Aşkımın peşinden koştum, yarasını taşıdım, kederle doldum... Başta sade dememi yanlış anlamayın, verdiği hisler öyle yoğundu ki... Hem duygusal hem de oldukça gerçekçiydi. Ayrıca kitapta, tarih hocasının robotik sesiyle anlattığı Camp David Antlaşmasının arka planını, onları o anlaşmaya götüren sancıları, süreci daha iyi anlıyorsunuz.
Zamanın HükmüNecib Mahfuz · Kırmızı Kedi · 2019257 okunma
Puan vermedi·127 syf.··
Beğendi
·
2024 29. kitabı
Kadınların davası öyle ki dünyanın neresinde okunursa okunsun yazılan sizin de hikayenizdir. Ortak acıları yaşamış, engellerle karşılaşmışsınızdır… Her gün yaşanan olaylar, kullanılan dil, yazılan söz müziklerine kadar patriyarkanın hala kültürel kodlarımızı ele geçirdiği ortada. fakat yazarın da dediği gibi kültür insanları değil, insanlar kültürü oluşturur. Kültürün bu hastalıklı kısmını iyileştirmemiz için feminist bireyler yetiştirmemiz gerekiyor. Bu kitap da feminizmin ne olduğunu, ne olmadığını, “hafif” feminizmin anlaşılması oldukça sade ve güzel bir kitap. Çocuğunu feminist yetiştirmek isteyen bir anneye öğütleri içeriyor. Tabii ki sadece annelerin ya da kadınların değil, erkeklerin de okuması gereken bir kitap. Olayları tek yönlü ele almıyor. Hatta okurken şu anda viral olan kitaptan önce de hoşlanmadığım “prenses erkek” kavramı üzerine düşündüm. Dilin ne kadar yanlış kullanıldığını, bilinçsizliği bir kez daha anladım. Özetle bu kitabı okumalı, kendimizi geliştirmeye devam etmeli, eşit bir birey olma mücadelemizi sonuna kadar sürdürmeliyiz. Farkındalıkla başlar ve büyür. Zincir bir yerde kırılmalı çünkü geleceğin kız çocuklarına borcumuz var…
Feminist ManifestoChimamanda Ngozi Adichie · Doğan Kitap · 20192,114 okunma
8/10
·520 syf.··
2024 28. kitabı
Bulgakov ölmeden önce en büyük dileği bu romanın bilinmesiymiş. Bunun sebebi bence romandaki usta karakterini kendiyle özdeşleştirmişti. Onun yaşadığı toplumsal, psikolojik, rejimsel baskılar yaşamında ona büyük zorluklar ve acılar getirdi. Acılarımızın, sızılarımızın bilinmesi en önemli insani ihtiyaçlarımızdan biri elbette. Romana dönecek olursak, Woland; bilge, alaycı, karizmatik ve insani... Kim şeytanı böyle hayal eder ki? İyiliğin bir anlam taşıması için kötülüğe ihtiyacı yok mudur? Bir varlıksak gölgemizin varlığı zorunlu değil midir? O zaman gölge yanımız da vardır. Bu romanla insan doğasını, iyiliği, kötülüğü, toplumsal düzeni, bize hükmeden çelişkileri vs. sorguluyorsunuz. Kitapta Usta ve Margarita'nin aşkı bir yana Yahudiye Valisinin İsa ile karşılaşması, vicdanı ile derin muhasebesi beni çok etkiledi. Onun dışında şeytanın balosu da felsefik birçok unsur barındırıyordu. Özellikle Frida olayında suç ve suçlu olmanın sınırları üzerinde düşündürdü ve hüzünlendirdi... Biraz karışık bir inceleme olduğunun farkındayım fakat okuyanlar hak verecek ki zor ve etkileyici bir kitap. Felsefik roman seviyorsanız okumalısınız.
Usta ve MargaritaMihail Bulgakov · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202510,2bin okunma
Niçin sevilen varlıkların yitirilmesi gerekiyor?
10/10
·224 syf.··
Beğendi
·
2024 23. kitabı
*spoiler içerir “İnsani değerlere en bağlı, en idealist kişilerin bile yakınlarını anlamakta nasıl yetersiz kalabileceği…” Sadece bu cümle kitaba başlamam için yeterliydi. İnsanlar arasında hep bir oyuk olduğunu düşünürdüm. O oyuğu aşıp birine ulaşmak veya bana ulaşılması zor gelirdi. Bu kitapta, başkarakterimizin sağlam ve derin bir oyuğu var. Öyle ki bu oyuk annesi ve babası arasında, aşık olduğu adam arasında hatta kendiyle arasında bile var. Bu oyuk, kimine göre duvar, sevginin, aşkın bile aşamadığı bir şey. Kitabı okurken hakiki bağlar için sevginin yetmediği, o duvarı aşabilmenin anlamaktan geçtiğini anlıyoruz. Kitapta içinde anlayış barındırmayan sevginin bir insanı ölüme sürükleyebilmesine şahit olmak beni sarstı. Neler yaşadığını, nasıl hissettiğini göremediğimiz, anlayamadığımız insana duyulan şefkat bile acımasız aslında. Hatta o şefkat oyuğu derinleştirip duvarın üstüne bir tuğla daha koyuyor. Antal Iza’nın bencilliğinden dolayı ona ulaşamadığını düşünüyordu. Fakat kendinden önce herkesi düşünen biri nasıl bencil olabilir? Iza’nın en büyük sorunu anlayamamaktı. Çocukluğundan beri kurtarıcı rolüne büründüğü için bedeni ve ruhu katılaştı ve kimseye dokunamaz hale geldi. İnsanlar ve aralarındaki bağı yok eden de onlar için gösterdiği fedakarlıktı belki de. Kitap boyunca Iza’ya kızsam da kitabı kapatırken ölen o güzel karakterlere değil de yıldızlı gözleri çoktan sönmüş , yaşadığını zanneden Iza için iç çektim. İçinde herkesi kapsayacak bir sevgi barındırırken, hiç kimsenin ulaşamayacağı, kalbine dokunamayacağı bir konumda olmak zor olsa gerek. Iza, umarım ki son sayfadaki haykırışınla beraber insani güçlü değerleri kutsamaktan çok, insani zayıflığı hissedip yeniden yaşama dönersin ve şu sağır dünyada sana ulaşabilen bir ses olur… Vee Magda Szabo, seninle
Iza'nın ŞarkısıMagda Szabo · Yapı Kredi Yayınları · 20245,5bin okunma