Leyla İbrahimoğlu

“yazıklar olsun, seni sevmesini bilmeyenlere; ey, gamlı ülke!.. seni sevip, senin sessiz dramın içinde gömülüp gitmekten korku çekenlere!.. insan, senin göğsünde ya destanî bir kahramanlığa erer ya da en ilâhî mizaçlı velilerin feragat ve mahviyet derecesine varır.”
Reklam
“her sevgili, bizim muhayyilemizin yaratıp süslediği yaratıktan başka bir şey midir? bu, ister bir şehirli hanım, ister bir köylü kız olsun, ona, “bir taneciğim” diyen biziz.”
“..sevincime bir had tayin ettim. eleme, kedere, hatta sevince bir sınır tayin etmek… bunu, yalnız şehirlerde olur bilirdim. meğer insan, köylerde, dağ başlarında ve mağara kovuklarında da samimi olmak, içinden geldiği gibi, içinden geldiği kadar gülüp ağlamak hürriyetine sahip değilmiş. toplumun görenekleri, kuralları, insanların yarı çıplak yaşadıkları bu köstebek yuvalarında da aynı şiddetle hüküm sürüyormuş.”
“zavallı köylü çocuğu! sen, iki üvey ananın yavrususun. biri demin seni döven anandır, öbürü de seni her gün döven, doğduğundan beri her gün döven yurdundur. ikisinin acısı arasında, böyle kavrulup gitmişsin.”
“Anadolu halkının bir ruhu vardı; nüfuz edemedin. bir kafası vardı; aydınlatamadın. bir vücudu vardı; besleyemedin. üstünde yaşadığı bir toprak vardı; işletemedin. onu, hayvani duyguların, cehaletin, yoksulluğun ve kıtlığın elinde bıraktın. o, katı toprakla kuru göğün arasında bir yabani ot gibi bitti. şimdi elinde orak, buraya hasada gelmişsin. ne ektin ki, ne biçeceksin?”
Reklam