Leyla İbrahimoğlu

“soyluluk ve özgürlük birbirinden ayrılmaz iki kavramdı ve göçebe özgürdü. çölde bir insan, mekâna hükmettiğinin bilincindeydi; bu hükmetme sayesinde de bir bakıma zamanın baskısından kurtuluyordu denebilir. çöl insanı, çadır bozarak geçmiş zamanı silebiliyordu; zamanı ve yeri henüz belirmediği için yarın bir hüsran olarak görünmüyordu. fakat şehirli bir insan mahpustu. onun bir yerde sürekli kalmak zorunda oluşu her şeyi çürütüyor ve -dün, bugün, yarını- zamanın gayesi haline getiriyordu. şehirler bozulma yerleriydi. şapşallık ve tembellik onların duvarları arasına gizlenmiş ve insanın uyanık ve tetikte oluşunu köreltmek için hazır bekliyorlardı. orada her şey, hatta insanın sahip olduğu en önemli özellik olan dil bile bozuluyordu.”
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
“yalnızlık dinmeyen bir sızıdır. eğer, bazı kimseler, bunu benliğin bir çeşit kurtuluşu gibi göstermek istemişlerse yanılmışlardır. bir sürü hayvanı olan insan, sürüsünden ayrı düşünce zavallı, mustarip, avare bir yaratık oluyor. bunu, sürüye dönmekten başka avutacak bir şey yoktur.”
“derenin kenarına çöküyorum. “dede korkut”ta bir tabir var: böğür böğür ağlamak. ben, işte böğür böğür ağlamak istiyorum. nereye gideyim? benim yerim neresidir? kimlere doğru varayım? beni kimler anlar? kimler derdime deva bulur? beni bu illetten, beni bu gurbetten kim kurtarabilir? hangi kardeş? hangi hemşire? hangi can yoldaşı? hey, ana toprak, ne kadar merhametsiz, ne kadar katısın? benim ıstırabıma ne kadar yabancısın? ben senin üvey evladın mıyım? yoksa sen mi benim üvey anamsın? eğer, ben senin üvey evladın isem bu kolu kimin yoluna feda ettim? niçin şu anda, bu genç yaşımda bir derenin kenarında bir insan viranesiyim? senin yoluna gençliğimi harcadıktan sonra, gene orada, o düşmüş şehirde, senin hasretinle yanan ben değil miyim?”
“yazıklar olsun, seni sevmesini bilmeyenlere; ey, gamlı ülke!.. seni sevip, senin sessiz dramın içinde gömülüp gitmekten korku çekenlere!.. insan, senin göğsünde ya destanî bir kahramanlığa erer ya da en ilâhî mizaçlı velilerin feragat ve mahviyet derecesine varır.”
“her sevgili, bizim muhayyilemizin yaratıp süslediği yaratıktan başka bir şey midir? bu, ister bir şehirli hanım, ister bir köylü kız olsun, ona, “bir taneciğim” diyen biziz.”