• Kim benden Leylâ'ya bir mektup götürürse , bunun için ona teşekkür ederim zira âşık dediğin iyiliğin kıymetini bilir, teşekkür eder

    .
  • Okumayı en çok sevdiğim türdür mektup. Önce Franz'ın Milena'ya olan aşk mektupları şimdi Ahmed Arif' in Leyla Erbil'e olan aşk mektupları....
    Gözlerinden öperim en çokta burnundan diye hitap eden naif adam Ahmet Arif.. Dosttan öteye gidemeyen karşılıksız sevdan kitap incelemelerinde çok başarılı sayılmam ama Ahmed Arif'in aşkını tanımlayabilecek kelimeleri seçmekte zorlanıyorum. Bu yüzden anlatmayı değil okumanızı tavsiye ediyorum...

    İyi okumalar. :)))
  • Mektuplaşsaydık, "senin" diye atardım imzamı sonuna mektubun ya da "sizin" ne incelikliymiş on sekizinci yüzyılın mektuplaşan insanları, çok özenmişimdir, eskiden çocukken ben de önüme gelene mektup yazdım her vesileyle "senin" ya da "sizin" diyebilmek için, imzadan önce tam üstüne "senin" biri anlamamış aşk ilan etmişti bana, bir başkası da "ben de senin!" demişti, mektup yazacak kimsem kalmadı ki şimdi.
  • Biliyor musun özlemim arttıkça yazmaya karşı inadım çoğalıyor bu sıralarda, yazmak zıddıma gidiyor; çünkü sözler, sözcükler yetmiyor sana olan sevgimi anlatmaya. Yeni bir tür aşk, bir sevgi biçimi bendeki biliyorum; bugüne dek kimsenin böyle duyguları olmamıştır. Ben bu duygularla çarpıştığım için bir süredir yazamadım sana, ya sen?
  • Hem Tezer Özlü’ye olan aşkım hem mektupları çok sevdiğim ve bir çok metnin üzerinde tuttuğumdan kitap benim için tadından yenmez bir şeye dönüştü. Daha önce Ferid Edgü ile mektuplarını da okumuştum. Orada acılarını hep gizlemeye çalıştığını iyi olduğunu, korkmadığını söylüyordu Ferid Edgü’ye Leyla Erbil’e karşı daha açık davrandığını gördüm hastalık konusunda.

    Bu mektuplarda Leyla’ya en çok dert yandığı konular ülkenin içinde bulunduğu durum ve ülke edebiyatının durumu. Yazarların bir çoğunu kendi üslubuyla ve çok sert eleştirdiğini görüyoruz mektuplarda. Kim olduğu belirtilmemiş ama bu yazarların. Tezer Özlüyle ilgili aşağılayıcı bir roman yazan birinden söz ediliyor bu kitapta özellikle onu çok merak ettim. Ama kim olduğunu değil Tezer’in bu kitaba verdiği tepkiyi yazmışlar.

    Her şeyini paylaşmış bizim Zalım Leyla’yla. Bir çok noktada benzer kadınlar zaten. Ben Leyla Erbil’in biraz daha sert olduğunu düşünüyorum. Hala anlamıyorum Ahmed Arif’i neden sevmedi. Belki sevse biz Ahmed Arif’ten öyle müthiş şiirler okuyamazdık. Belki de okurduk bilemiyorum tabi. Sonuçta adam sadece aşkla ilgili yazmamış ki hem sevdasını hem davasını yazmış şiirlerine. Yani yinede Ahmed Arif‘ten güzel şiirler okurduk diye düşünüyorum. Neyse bu başka konu. Tezer’e dönecek olursak, Leyla Erbil’e karşı daha açık olduğunu düşünüyorum bazı konularda. Ne de olsa hem cinsi.. Acılarını ve korkularını cesurca paylaşmış. Gerçekten yaşadığı dönemin çok üstünde bir kadın olduğunu bu mektuplarda daha iyi anladım. Aile, evlilik, kadın erkek ilişkileri konularında şu an bile insanlarımızın varamayacağı sonuçlara taaa o zamanlarda varmış bile Tezer Özlü. Özellikle evlilikle ilgili “Bizler belki de kendi kendilerine yaşaması gereken, ama belki de toplumumuz buna elvermediği için evlilikler yapan kadınlarız...”
    yorumu beni çok etkiledi. O kadar haklı ki söyleyecek başka bir şey bulamıyorum.

    Huzursuz bir ruh Tezer. Yazar olarak, bir sevgili olarak, anne olarak, eş olarak, bir yurttaş olarak huzursuz. Onun bu saydığım kavramlara yüklediği anlamlarla, toplumun bu kavramlara yüklediği anlamlar uyuşmadığı için huzursuz. Toplumun kavramlarını reddettiği için huzursuz. Ve tüm bu kavramlardan hep kaçmış onu anladım. Yazarken yazar olmaktan. Anne iken anne olmaktan. Yurttaş iken yurttaş olmaktan. Yurttaş olmaktan 1 Mayıs 1977’de kaçmış. Kanlı 1 Mayıs diye de anılan bu günde yaşananları merak edenler ayrı olarak bakabilir. Tezer Özlü’nün o gece sabaha kadar uyumadığını ve her yeri her eşyayı temizlediğini aktarıyor Leyla. “Devletin üzerine sıçrattığı kanı arıtmak istiyordu,“diyor. Çok acı gerçekten. Sonra zaten terk ediyor ülkesini. Bu koşullar ona terk ettiriyor daha doğrusu. Sürekli memleketine özlem var mektuplarında. Bir sürgünün mektupları gibi yani her mektup. Onu bu yönü için çok seviyorum. Yurt dışında ülkesinin her şeyini (siyasi, ekonomik, edebi..) takip edip Leyla‘ya soruyor. Bunları görmezden gelmeyişi çok güzel. Benim için yazarların bu yönü çok önemli. Ülkesi ve ülkesinin sorunlarından kopuk olmamalı.

    Bu mektuplarla bir şeyi daha, net olarak anladım. Aslında hayatı boyunca kimi sevdiğini. Peki neden sonları böyle oldu ? Ama o hep onu sevmeye devam etti. Cesur kadın. Çok cesur kadın. İlişkileri ve onlara yüklediği anlamlar çok farklı zaten Tezer’in. Mesela Hans Peter’i Leyla ile tanıştırırken “bu adam benim ölümüm Leyla” diyor. Böyle cümle kurulur mu ya.. Böyle şey söylenir mi ? Tezer söyler. Ve söylediğinde de haklı çıkar ne yazık ki. Kehanetlerde bulunması gibi bir özelliği de var. Hissettiği bazı şeylerin doğru çıktığını okumuştum. Kalbi çok temizmiş diyelim. Anladığım kadarıyla Hans Peter çok narin, ince ruhlu, naif bir adam. Tezer’e hiç bir acı çektirmediğini anlıyorum.

    Tezer Özlüyle ilgili başladığım her kitapta bir öncekinin tekrarı olacak diye korktukça yeni şeyler öğreniyorum onunla ilgili. Bir matruşka gibi Tezer. Her zaman size farklı bir şey verebiliyor. Siz bitti sanıyorsunuz ama bakıyorsunuz kitaplarında ayrı bir şey vermiş size, mektuplarında ayrı. İyi ki bu kitabı okumuşum.

    Tezer çağının çok ilerisinde, ince ruhlu kırılgan, güçlü, mücadeleci, duyarlı, aşık bir kadın. Ve huzursuz bir ruh, muhalif bir ruh. Bunların hepsini bu mektuplarında bulabilirsiniz. Bu mektuplar içinde Leyla Erbil’e teşekkür etmek gerek tabi. Tezer’in vasiyetini yerine getirdiği için. Henüz Tezer Özlüyle tanışmamış biri için bundan daha samimi bir tanışma olamaz bence. Kitapla kalın..