• Şunu da bir iyi belle: Benim için çok mühim olan, sana âşık olmak veya âşık olmadığımı bağırıp yırtınmak değildir. Aslolan, seni kırmamak, üzmemek, kaybetmemektir. Anladın mı canım? Daha kâfi görmediğin izahlar, açıklamasını istediğin hususlar varsa yaz. Mektubunu hemen bekliyorum. Gözlerinden öperim. (Gözlerini öpemeyeceğim birine yazmak, mektup atmaktan tiksinirim. Bunu da böylece kabul edeceksin.)
    (Ahmed Arif, Leylim Leylim s.35)

    Biliyor musun özlemim arttıkça yazmaya karşı inadım çoğalıyor bu sıralarda, yazmak zıddıma gidiyor; çünkü sözler, sözcükler yetmiyor sana olan sevgimi anlatmaya. Yeni bir tür aşk, bir sevgi biçimi bendeki biliyorum; bugüne dek kimsenin böyle duyguları olmamıştır. Ben bu duygularla çarpıştığım için bir süredir yazamadım sana, ya sen?
    (Leylâ Erbil, Mektup Aşkları s.181)
  • "Okulun bahçesinde derdimizi anlatan bir mektup yazmaya çalıştık NASA'ya. Ama fark ettik ki dert dediğin İngilizce anlatılamıyor.

    Derdimi anlatacak kadar İngilizce bilsem, sular seller gibi İngilizce konuşuyor olurdum. Kraliçe, nişanı bizzat takar ve Sör unvanı verilirdi bana. Öyle de dertli insanım işte."
  • #gününyazarı #hergünebiryazar

    Asıl adı Mehmet Nusret Nesin olan ve edebiyatımızın en sağlam direklerinden biri olan Aziz Nesin, 20 Aralık 1915'de İstanbul Heybeliada'da doğdu. Babası Abdülaziz Bey Giresun'un Şebinkarahisar ilçesine bağlı Ocaktaşı köyünden İstanbul'a yerleşti ve bahçıvanlık yaparak geçimini temin etti. Abdülaziz Bey, torunu Ateş Nesin'e göre 'dini bütün, II. Abdülhamit hayranı, sıkı bir Atatürk hayranıydı.

    Okul çağı gelince ise Aziz Nesin, babasının isteği üzerine hafız olma gayreti ile mahalle mektebine yerleştirilir. Bu sırada Ali Galip ile tanışan Aziz Nesin, birçok anlatısında ondan Galip Amca diye bahseder ve hayatında büyük bir öneme sahip olduğunu söyler.

    Bir kaynakta o yılları ve Ali Galip’i Aziz Nesin şu şekilde kaleme almıştır;”Galip Amcam bir roman: Arapça, Farsça, Fransızca ve yüksek matematik bilen, şiirler yazan bir Rufai ve Kadiri dervişi… Zamanına göre çok devrimci ilerici bir adam olduğu için,ne hocalarla ne şeyhlerle uyuşabilirdi; bu yüzden işi gücü de yoktu. Hem de hattattı hem de beste yapardı, hem de marş bile bestelerdi.”“Beni Galip Amcam okuttu. İlkin ondan okuma yazma öğrendim, sonra Arapçaya başladık; Emsile, Bina, Maksut… Sekiz yaşımda hafız oldum.” *

    Bir süre sonra mahalle mektebinden ayrılarak Kanuni Sultan Süleyman İptidaî Mektebinin sınavına girer ve sınavda daha önce Ali Galip’ten aldığı dersler neticesinde üstün bir başarı göstererek okula başlar. Ancak bir süre sonra babası her zamanki define arama işine başlar ve uzun bir süre kendisinden haber alınamaz. Bunun üzerine o yıllarda babasız çocukların okutulduğu Darüşşafaka’ya yazdırılır. Ancak babasının sağ olduğunu bilen Aziz Nesin vicdani bir huzursuzluğa sahip olur ve sürekli okuldan kaçmaya başlar. Bu kaçışlar nedeniyle Aziz Nesin, okuldan atılır.

    Bu günlerde annesini de kaybeden Aziz Nesin, bazı uğraşlar neticesinde sınava girerek ilkokul diploması alır ve ortaokula başlar. Annesinin ölmeden önce onun okuması ile ilgili kurduğu cümlelerden etkilenen Aziz Nesin, okulunda büyük başarı gösterir. Son olarak 1935 yılında Kuleli Askeri Lisesini bitirerek Harp Okulu’na geçer. Buradan subay olarak mezun olan Aziz Nesin, 1937 yılında Güzel Sanatlar Akademisi’ne girer ve birçok sanat dersi alır. Bir yandan Askeri Fen Tatbikat Okulu’nda eğitim gören Aziz Nesin, bu okulu 1939 yılında bitirir. Ancak bu okulda Vedia Hanım ile tanışır ve mezun olduğu yıl evlenir. Vedia Hanım ile Aziz Nesin’in Ateş ve Oya adında çocukları olur ancak 1948 yılında boşanırlar.

    Aziz Nesin, okulun son yılında Vedia Nesin imzası ile aşk şiirlerini yayımlar. Mezuniyetten sonra ise 1944 yılında Aziz Nesin takma adıyla “Millet” dergisinde hikâyelerini yayımlar. Bir yıl sonra “Tan” gazetesinde yazılarını yayımlayan Aziz Nesin, giderek sahip olduğu mizah yönünü karakteristik bir şekilde okuyucuya sunmaktadır. Ancak siyasi nedenler nedeniyle Tan gazetesi kapatılır. Bu kapatılma mevzuu Aziz Nesin için adeta bir gelenek haline gelecektir. 1946 yılında çalıştığı “Gerçek” adlı gazete de yirmi beşinci sayısında kapatılır. Aynı yıl Aziz Nesin, Rıfat Ilgaz, Sabahattin Ali ve karikatürist Mim Uykusuz ile birleşerek ” Markopaşa” yı çıkarırlar. Edebiyatımız için son derece önemli olan bu mizah dergisi içinde politik mizahı barındırarak o yıllarda büyük bir başarı elde eder. Ancak baskın erk, siyasi bir gülmeceye izin vermez ve dergi belirli sürelerde defalarca kapatılır. Aziz Nesin ve diğerleri bu duruma boyun eğmeyerek dergiyi çeşitli adlar ile yayımlamaya devam ederler. Bu şekilde bir savunma mekanizması ancak ve ancak 1950 tarihine dergi ve derginin basıldığı matbaa kapatılana kadar devam eder.

    Aziz Nesin,“Baştan” adında bir dergi çıkarır ancak bu dergi de kapatılır. Ardından kalemi ve kendisi son derce güçlü olan Nesin, pes etmez ve “Yeni Baştan” adında bir başka dergi çıkarır. Bu dergi de Fransızcadan aktarılan bir yazı nedeniyle kapatılır. Aziz Nesin bu kapanışın ardında çeşitli işler yapar ancak 1954 yılında dönemin önemli dergilerinden “Akbaba” da yazılar yazmaya başlar. Bir yıl sonra edebiyatımızın en önemli isimlerinden Kemal Tahir ile “Düşün” adında bir yayınevi kurar. Ancak yayınevi 1962 tarihinde belirsiz bir nedenden dolayı yanar.

    Yazdıklarından ötürü birçok kez tutuklanarak hapis cezasını çarptırılan Aziz Nesin, politik baskılardan dolayı onlarca takma isim kullanmıştır. Aziz Nesin tüm bu baskılara rağmen ülkesinden, mizahından, kaleminden vazgeçmemiştir. 1972 yılında kurduğu Nesin Vakfı bunun en büyük kanıtıdır. 1990 yılında ise Pir Sultan Abdal etkinlikleri dahilinde Sivas’a giden Aziz Nesin, Madımak Katliamından sağ kurtulan kişiler arasındadır. Ancak katliamda ülkenin önemli aydın ve sanatçıları yaşamını yitirir. Takvimler 1995’i gösterdiğinde ise Aziz Nesin, ulu bir çınar gibi yaşama veda eder. Arkasında örnek alınacak onurlu, mücadeleci bir yaşam ve birbirinden değerli yapıtlar bırakır.

    Aziz Nesin, edebiyatın birçok türünde önemli eserler kaleme almıştır. Özellikle kendine has mizahı ile yazdığı romanları beyaz perdeye de aktarılarak insanlarla buluşmuştur. Bu romanlar içinde en çok dikkat çekenler, Gol Kralı, Zübük, Yaşar Ne Yaşamaz olarak değerlendirilebilir. Bunun yanı sıra Aziz Nesin, anı, mektup, öykü, tiyatro oyunları, masalları, fıkraları ve şiirleriyle de edebiyatımızın en sağlam kalemlerinden biri olarak anılmaktadır. Aziz Nesin, tüm bu türlerde sahip oluğu gözlem gücünü ve mizah yeteneğini büyük bir ustalıkla kullanmıştır. Aşağıda Aziz Nesin’in sadece öykülerinin bir kısmı ve romanlarının tamamı bulunmaktadır. Ancak o, 79 yıllık yaşamı boyunca müthiş bir üretkenlik ile onlarca eser kaleme almıştır.

    Bazı Eserleri
    Parti Kurmak Parti Vurmak, Öyküler, 1946.
    Azizname, Taşlamalar, 1948.
    Monologlar, 1949.
    Geriye Kalan, Öyküler, 1953.
    Mizâh Hikâyeleri Antolojisi (4 cilt) , 1955.
    Memleketin Birinde, Öyküler, 1958.
    Gıdıgıdı, Öyküler, 1958.
    Biraz Gelir misiniz, 1958.
    Nutuk Makinası, Köşeyazıları, 1958.
    Ah Biz Eşekler, Öyküler, 1960.
    Gözüne Gözlük, Öyküler, 1960.
    Hoptrinam, Öyküler, 1960.
    Bir Koltuk Nasıl Devrilir, Öyküler, 1961.
    Yüz Liraya Bir Deli, Öyküler, 1961.
    Zübük, Roman, 1961.
    Biz Adam Olmayız, Öyküler, 1962.
    (Yeşil Renkli) Namus Gazı, Öyküler, 1964.
    Şimdiki Çocuklar Harika, Roman, 1967.
    Poliste, Anılar, 1967.
    Merhaba, Köşeyazıları, 1971.
    İnsanlar Uyanıyor, Öyküler, 1972.
    Leyla ile Mecnun, Fuzuli’den aktarma, 1972.
    Cumhuriyet Döneminde Türk Mizahı, Seçki, 1973.
    Bu Yurdu Bize Verenler, Çocuk öyküleri, 1975.
    Seyahatname (Duyduk Duymadık Demeyin) , 1976.
    Yaşar Ne Yaşar Ne Yaşamaz. Roman, 1977.
    Dünya Kazan Ben Kepçe I, Irak ve Mısır, Gezi Yazıları, 1977.
    Anıtı Dikilen Sinek, Çocuk Öyküleri, 1982.
    Suçlanan ve Aklanan Yazılar, Özyaşam ve Gazete Yazıları, 1982.
    Dünya Kazan Ben Kepçe II, Alamanya Alamanya – Bizden Aptal Bulaman Ya, Gezi Yazıları, 1983.
    Sondan Başa, Şiirler, 1984.
    Benim Delilerim, Anılar, 1984.
    Yetmiş Yaşım Merhaba, Öyküler, 1984.
    Kalpazanlık Bile Yapılamıyor, Öyküler, 1984.
    Ah Biz Ödlek Aydınlar, Deneme, 1985.
    Nasrettin Hoca Gülütleri, Çocuklar için gülütler, 1991.
    Yaşar Ne Yaşar Ne Yaşamaz, Oyun, 1992.
    Onursal Doktor Olamamanın Büyük Onuru, Belgesel, 1993.
    Bir Dokun Bin Dinle, Söyleşiler, 1994.
    Bir Tutam Aydınlık, Köşeyazıları, 1994.
    Aziz Nesin – Ali Nesin Mektuplaşmaları I, Mektuplar, 1994.
    Aziz Nesin – Ali Nesin Mektuplaşmaları II, Mektuplar, 1994.
    Aziz Nesin – Ali Nesin Mektuplaşmaları III, Mektuplar, 1994.
    Aziz Nesin – Ali Nesin Mektuplaşmaları IV, Mektuplar, 1995.
    Çuvala Doldurulmuş Kediler, yazılar, 1995.
    Sıvas Acısı, 1995
  • Bu dünyada birbirimizden
    ölesiye zevkler alacağımızı, tohumumdan hazla çocuklar doğuracağını, onları birbirimizi sevdiğimiz kadar seveceğimizi,
    birbirimize ikiyüzlülük etmeyip ortak koşmayacağımızı
    müjdeleyen Allahıma bin şükür, sen de et!!!

    Ya senin şu yeryüzünde olduğunu bilmeden yaşasaydım
    ve senin yerine koyup bir başka kadınla birleşse ve sana ihanet etse idim??? Ya sen, beni tanımadan bir başka erkekle birleşsen ve bana ihanet etmiş olsaydın??? Dördümüzü de dünyada iken çılgın alevli bir cehennem azabından kurtaran Allahıma bin şükür, sen de et!!!
  • ''Aşkın ne olduğunu, ne olmadığını hala anlayabilmiş değilim Ferhundeciğim. Bana güzel, akıllı, zeki olduğumu söyleyenlere bazen içimden 'Eee peki sana ne!' diyorum, bazen de kendi kendime soruyorum: güzel olsam bile (onlara öyle gelsem bile gerçekten) benden daha güzel olanla karşılaştıklarında ne olacak? Benden daha zekisini, daha dürüstünü (sanki asıl aradıkları dürüstlük mü? O da ayrı ya), daha üstününü diyelim, bulduklarında beni bir kenara iteceklerse bunun adına neden sevgi diyeceğim ve ben de onlara (ya da muhayyel o'na) ben de seni seviyorum diyeceğim.
  • "Seni Tanrı gibi değil, Tanrı kavramını Leyla gibi seviyorum" Tanrı yani kusursuz olan, her türlü kötülük ve çirkinlikten münezzeh olan. Tanrı'ya benzetmiyor Leyla'yı, Tanrı'yı Leyla'ya benzetiyor. Yani güzel olan, her türlü kötülük ve çirkinlikten münezzeh olan Leyla, Tanrı'ysa sadece ona benzemekte ondan dolayı mükemmel  Ahmet Arif'e göre. Şu da varki şairimize göre Leyla'sı kötülük yapmaz, çirkinlik bulundurmaz değil de o yaptıysa kötüyse, çirkinse bile güzeldir, doğrudur. Aşkın, sevdanın mükemmel bir örneği Ahmed Arif'in Leyla Erbil'e aşkı.

    "Evleneceksin demek? Herhal çocuğu sevdin! İnşallah mesut olursun canım. Ama müstakbel kocan bana yazdığına kızmayacak cinstendir inşallah." Evlenmesine üzülmüyor çünkü mutlu olacak Leyla'sı diye düşünüyor, üzüldüğü nokta kocası mektup yazmasına izin vermezde bundan dolayı Leyla'sıyla mektuplaşamazsa. Aşk, sevgi elde etmek değildir, sevdiğinin mutluluğunu istemektir.

    "Ben sana ölümsüz, ölümlü, değişir, değişmez niteliklerinle mecburum."  Her yönüne tutkun olmak, değişti diye sevgini kaybetmemek sevdiğine karşı aşk bu. Bakışını sevmek, kızmasını, gülmesini sevmek... Bunlara mecbur olmak aşk. Leyla olmasa Ahmet de olmayacak. Yaşıyorsa Leyla var diye yaşayabiliyor hatta onu görmeyi geçiyor şairimiz onunla mektuplaşabilmek için yaşıyor. Ona mecbur çok defa belirtiyor; konuşamasaydım seninle yaşıyor olmazdım diye.

    Kısacası bir aşkın, sevdanın beden bulmuş hallerinden birini görmek istiyorsanız okunması gereken bir eser.