Bir noktaya kadar acının düşüncesi ya da görüntüsünün bizdeki en insancıl duygulara dokunduğu; fakat aynı acının bazı özel durumlarda, o insancıl eşik aşıldığı zaman, bizi artık o derece etkilemediği ne kadar doğru ve aynı zamanda da korkunçtur, öyle değil mi?
Ah, mutluluğun ışıkla cilveleştiği söylenir ya hep; bu yüzdendir ki dünyanın hep neşe dolu bir yer olduğunu zannederiz; ancak, ıstırap uzakta gizlenir; bundan dolayı, ıstırabı da yok saymaya meyilliyizdir.
Yalnız, nasıl oluyordu da insan denen varlığın varoluşsal zafiyeti, bu derece ahlaksızlığa - mantık dışılığa sertçe isyan etmekten kaçınabiliyordu, doğrusu aklım almıyordu.
Bir insanın, daha önce görülmemiş ve kuvvetle mantıksız bir şekilde gözü korkutulduğunda kendi inancının en engebesiz yollarında dahi tökezlemeye başlaması, eşine az rastlanır bir durum değildir. Ne kadar olağanüstü olursa olsun, tüm adalet ve sağduyunun kendisinin her daim karşısında olduğu kanaatine inanmaya başlar. Bu sebeptendir ki, bulunduğu ortamda önyargısı olmayan biri varsa şayet, kendi bulanık zihnine destek sağlamak amacıyla yüzünü bu kişilere döner.