Sevinç Çokum’un dünyasına adım atmak; insana vaktiyle çok sevdiği bir şarkıyı yeniden işitmiş ya da eski bir dost meclisinde kahvesini yudumlarken bulmuş hissi veriyor. "Rozalya Ana", on ayrı öyküden süzülen bir edebi ziyafet gibi… Ancak bu ziyafet, damağımızda yalnızca bir lezzet değil, aynı zamanda hayatın o kesif ve bazen kırgın kokusunu da bırakıyor.
Yazar, anlatısını bir kelebek kozası gibi sabırla ve ince ince örerken, bizi sadece insanların arasında değil; iğde ağaçlarının gölgesinde, çini tabakların parıltısında ve çiçekli minderlerin serili olduğu o huzurlu sedirlerin üzerinde gezdiriyor. Fakat bu huzur, beraberinde derin bir hüznü de taşıyor. Göçün rüzgârıyla savrulan hayatları, savaşın enkazı altında can çekişen umutları ve daha oyun çağındayken "gelin" adı altında ağır yüklerin altına sokulan o mahzun kadınları okuyoruz. Çokum’un kaleminde kadınlar; bazen kocasını bir başkasıyla paylaşmanın sessizliğinde, bazen de çektiği cefaların yüzünde bıraktığı derin çizgilerde hayat buluyor.
Yazarın asıl derdi ise özünden kopan, yabancılaşan insanla… "Eğri daldan türedik, o yüzden böyleyiz" cümlesi, aslında insanın varoluşsal sancısının özeti gibi. Yaratıldığı günden bu yana bir kıyıya ulaşmaya çabalayan, ancak hep bir bekleyişin içinde tutsak kalan ruhları anlatıyor bize. Gelmeyecek olanın yolunu gözlemek, sığındığı üç-beş duvarı kutsal bir emanet gibi korumak ve hayat doludizgin akarken bir hasretin çivisine asılı kalmak... Rozalya Ana’nın ve kitaptaki diğer kahramanların ortak yazgısı işte bu dinmeyen özlem.
Kimi zaman bir kuşun kanat çırpışından, kimi zaman bir ağacın kökünden bize seslenen bu on öykü, modern zamanın gürültüsünde kaybolan ruhlar için sakin bir liman hükmünde. Sizi olduğunuz yerden koparıp anıların ve insanın özüne götürecek bu yolculuğu mutlaka
Kabul ediyorum, nahif sıcak bir anlatım, ama o kadar... Bu durum tek başına yeterli değil, çünkü kitabın diğer yönleri, bu anlatımın arkasında kaybolmuş gibi. Çok karakter, çok olay, çok hikaye... Bütün bunlar, okuyucuyu bir tür labirentte dolaştırıyor, ancak bu labirentin bir çıkış yolu yok gibi.
Velhasıl bu defa olmadı kabul edelim...
Dipnot: o kadar olumlu yorumlardan sonra benim yorumun ortama girişi...
Yar-igar ; Hicret yolculuğunda Efendimiz Hz. Muhammed (s.a.v) Serv mağrasında yoldaşlık eden Hz. Ebubekir arkadaşlığının lakabıdır.
Yar-igar'ın manası bile öyle güzel ki
Yazar ve Feride'nin hayatın içinden sıcacık samimi huzur dolu sohbetlerinin anlatıldığı ruhu dinlendiren bir kitap bırakıyorum şuracığa
Öyle güzeldi ki Rasulullah {ﷺ} ın bir gününe şahit olmak...Sanki yanı başında seyrediyormuşsun gibi bir his... O'nun o dolu dolu yaşamı, o yaşam içinde her hak edene hak ettiği zamanı ayırması, ihmalkârlıktan uzak oluşu, ashabıyla namaz sonrası yaptığı sohbetleri, hasta, cenaze ziyaretleri, ailesine, eşlerine davranış şekli, uykusu, uyanışı, yürüyüşü, oturuşu.... Hepsi hayran kalınası, örnek alınası şeyler. Ah keşke bizler de Rasulün hayatından bir nebze de olsa hayatlarımıza bir şeyler katabilseydik... Katabilmek duası ile ..
Okuyunuz Peygamber Efendimiz'in bir gününü
İçimizden birini bizim için peygamber olarak seçmişti Rabb'ül-alemin.
Çünkü ancak bizimle aynı hayatı yaşayan biri, yürümemiz gereken yolu bize öğretip gösterebilir.
Vesselam
Zaman sessiz bir testere misali ömrü tüketmekte idir. Akrep ve yelkovan arasında kalan her an, farkına varmasak da, geçmişe dönüşmekte idir. Her bir kalp atışıyla geçen vakti durdurmak mümkün olmadığından zamanı düzenlemek elimizdeki tek çare gibi görünüyor…
Hasan Basri ; Asır suresinin tefsirini yaparken şöyle bir anekdot anlatır: "bir gün pazarda,
önüne koyduğu buzları satmaya çalışan ve şöyle bağıran bir adama rastladım. Kulak verdim, "sermayesi eriyen şu adama Merhamet edin" diye bağırıyordu .Dūşündüm,Asr suresinde önemle anlatılan zamanın kıymetini şimdi anladım." Bu kitabı okuyunca ben de zamanın kıymeti, bu kıymeti bilenler ancak bu kadar güzel anlatılabilirdi diyorum .
Hiç ölmeyecekmiş gibi zamanlarını helak edenler, bir gün o ziyan ettikleri zamanlar için ne büyük bir nedâmet ve hasret duyacaklardır!..
"İbn Sina; zamanı göksel kürelerin ve feleğin hareketi ile tanımlar. Ona göre bir felek ne kadar maddi bağımlılığın dışında ise o kadar soğur ve zamandan bağımsızdır. Bir varlıkta maddi olma mahiyeti azaldıkça o varlık akli olarak genişlemekte, zaman üstü açılımlar sağlamaktadır." zaman ki titizlikle ihya edilmesi gereken bir nimet ve insan bu nimetten ahiret günü hesaba çekilecek.
Alimler, günlerin, saatlerin değil, saniyelerin hesabını yaparak, az zamana çok işler sığdırmışlar. Allah, israf edenleri sevmez. En çok israf ettiğimiz şey zamandır. Zamanı israf ederken, hayatlarımızı israf ettiğimizin şuurunda olmak ve kıymetli zamanı, en kıymetli şekilde geçirmek duası ile.
Kendini ve neslini, en güzel şekilde yetiştirmek, geliştirmek isteyen, küçük-büyük herkesin okuması gereken kitaplardan.
#kitaplakalın