Japon edebiyatının erken modern dönemdeki en büyük ustalarından Ryūnosuke Akutagawa ile tanışma kitabım, İthaki Yayınları’ndan çıkan "Raşomon" derlemesi oldu. Akutagawa’nın öykü evrenine adım atmak, hem edebi açıdan farklı bir deneyim sundu hem de yoğun bir dönemin ardından zihnimi dinlendirmek için aradığım o dingin sığınağı sağladı.
Kitapta ilk dikkatimi çeken unsur, yazarın mekan tasvirlerine ayırdığı geniş yer oldu. Akutagawa, olayların geçtiği atmosferi adeta bir ressam gibi ince ince işliyor. Yer tasvirlerinin bu kadar uzun uzadıya yapılması zaman zaman okuma ritmini yavaşlatsa da, hikayelerin geçtiği o puslu ve felsefi havayı solumak adına oldukça başarılıydı. Yine de bu uzun anlatımlar, sabırsız okurlar için bazen zorlayıcı bir eşiğe dönüşebilir.
Kitaba dair yapabileceğim en net eleştiri ise yazarın anlatım tekniğiyle ilgili. Akutagawa, bazı öykülerde kurgunun akışına aniden müdahale edip okuyucuyla doğrudan bağ kurmayı seçiyor. Yazarın araya girip hikayeyi biraz baltalayan bu müdahaleleri, kurgunun büyüleyici atmosferini benim açımdan biraz zedeledi ve beni hikayenin gerçekliğinden anlık olarak kopardı. Modern anlatılarda alışık olduğumuz "görünmez yazar" illüzyonunu bozan bu durum, okuma keyfime ufak bir sekte vurdu diyebilirim.
Tüm bu genel yapının içinde, derlemedeki öyküler arasında beni en çok yakalayan ve okumaktan en büyük keyif aldığım metin ise kesinlikle Tütün ve Şeytan oldu. Akutagawa'nın bu öyküde Şeytan figürünü, Japon kültürü ve tütünün ülkeye girişiyle harmanlama şekli hem çok zekice hem de son derece eğlenceliydi. Şeytan ile tacir arasındaki o ironik ve zeka dolu mücadele, kitabın genelindeki dingin havaya çok tatlı bir dinamizm katmış.
Ancak tüm bu teknik detayların ve eleştirilerin ötesinde, Raşomon benim için tam anlamıyla bir "zihin