"...trenle geçerken veya bir doğa yürüyüşünde uzakta bir ev görürsün ve birden,niçin burada yaşamıyorum ki,diye düşünürsün.burada mutlu olabilirdim.zaman zaman her insanın bu düşünceye kapıldığına ve bir kez uzun süre bir evden gözlerini ayıramadığında,bu imgenin her çizgisiyle zihnine nakşolduğuna inanıyorum."
yoksa kızın tüm varlığında kendini ele veren,o henüz yeşerme halindeki dizginsiz ve hedefsiz özlem miydi;ya da kızların o belli şeye henüz sahip olmadıkları için bakışlarını hayranlıkla evrene yönelttikleri,yaşamkarındaki o yegâne harikulade an mıydı?kızı izlemek,hülyalı ve nemli bakışlarını,karşısına çıkan her kediyi ve köpeği okşayışındaki abartılı ölçüsüzlüğünü,hiçbirinin sonunu getiremediği pek çok şeye girişirkenki huzursuzluğunu görmek beni son derece duygulandırıyordu.
bizi hayvandan çok insan kılan her ne ise,teselliyi ve umudu,sanırım,insanların gündelik kaygıları,günahları ve dertlerinde değil;maddenin uçsuz bucaksız,sonsuz yasalarında aramalı.umutsuz değilim,yoksa yaşayamazdım.