Tuğba Yavuz Bulut

Tuğba Yavuz Bulut
@lightslibrary
instagram: @av.tugbayavuz
Puan vermedi·248 syf.·
2025 45. kitabı
William Shakespeare
7.5/10 · 22,9bin okunma
“Kötü bir anıyı unutmanın en iyi yolu güzel bir tanesiyle değişmektir.”
İnancın umuda dönüştüğü bir devrim hikayesi
7/10
·232 syf.··
2025 40. kitabı
Norveç edebiyatının en özgün ve modern seslerinden biri olan Dag Solstad (d. 1941), İskandinav edebiyatının en güçlü temsilcilerinden. Eserlerinde bireyin toplumsal konumuyla, tarihsel sorumluluğuyla ve kendi varoluşsal sıkışmışlığıyla hesaplaşmasını incelikli bir ironiyle işliyor. Solstad’ın dili sade, ama düşünsel olarak yoğun ve sarsıcı. Entelektüel, içe kapanık, hayata karşı utangaç ama onurlu erkekleri anlatıyor yazar — tıpkı “Mahcubiyet ve Haysiyet”in Elias’ı ya da bu kitaptaki Knut Pedersen gibi. Bu roman, 1982’de yayımlandığında Norveç’te büyük tartışma yaratmış, öyle ki kişisel bir itirafname ve siyaset eleştirisi diyebiliriz. Pedersen’in 1970’lerin Norveç’inde devrimcilik, solculuk ve örgütleşme anılarını okuruz. Roman boyunca bir şakaya ortak oluyor gibiyiz, biri çıkıp da “bu nasıl örgüt bu nasıl solculuk yahu” diyecek diye bekliyorsunuz. Karakterimiz ideoloji olarak ne kadar etkilense de hayatına uyarlayamadığı bu durumun mahcubiyetini yaşıyor. Sanki canı sıkılmış bir profesörün heyecan araması gibi. O kadar can sıkıcı bir karakter ki, anti kahramana dönüşecek biraz daha zorlansa. Trajikomik bir hikaye. Neden böyle diyorum? Çünkü kitap boyunca kendini Markist-leninist düşünceye zorla inandırmaya çalışan, sloganlar atan, politik bildiriler yazan, devrim idealı ile yanıp tutuşan, toplantılara katılan Pedersen aslında hiçbir inanç barındırmaz ve varolduğunu iddia ettiği inancı hem bireysel hem de toplumsal bir utanca evirir. Sanki tek nefeste anlatılmış, soluk soluğa bir hayat hikayesi bu. Kitap bölümlere ayrılmamış, okurken hiç es vermiyor, konu bölünmesi yapmamış, paragraf ayrımları var ama konu sürekli aktığı ve hızlı değiştiği için okumak (ya da ara vererek okumak) zorlaşıyor. Ki illaki ara verdiğimiz için okurken, kitaba geri döndüğümde soluğumu
Kadın, güçsüzlüğü değil, güçlülüğü içinde; kendinden kaçmak değil, kendini bulabilmek, var olmaktan istifa etmek değil, varlığını olumlamak üzere sevebildiği gün, aşk hem onun, hem de erkek için korkunç bir tehlike olmaktan çıkıp bir yaşam kaynağı haline gelecektir.
Erkeklerin kadınlar üzerine yazdıklarına kuşkuyla bakılmalıdır, çünkü onlar hem yargıç, hem davacıdırlar.