Esra

Velhasıl, makinenin düğmesine basıp çayını, kahvesini alıp televizyon karşısına geçer kadın. Hangi amaca hizmet ettiği belli olmayan sabah kuşağı, evlilik, moda, dedektiflik vb. programları ile ev hanımı küçük dünyasında başkalaşmaya başlar. Sonrasında akıllı telefonlar, sanal âlemler vs. derken kadın iyice bunalır. Ben mutlu muyum diye sormaya ve kendi hayatını, eşyalarını, eşini başkalarınınkilerle kıyaslamaya başlar. Artık hiçbir şey eskisi gibi benzer de değildir. Böylece kadın, kendi dünyası dışındaki hayatlara özenir ve kendi küçük dünyasında sıkışıp kaldığını hisseder.
Reklam
İnsan birini seviyorsa onu olduğu gibi ve her hâliyle sevmelidir. İnsan birisini sürekli değiştirmeye çalışıyorsa aslında onu sevmediği ve o yüzden kusurlarını gördüğü anlamına gelmez mi?
Kendinden emin olan, karakteri oturmuş, özgüvenli kadın erkeğin de değiştirmesine fırsat vermez. Evlilik odaklı yetiştirilen genç kızlar baştan çok taviz verirler çünkü kaybetmekten, terk edilmekten korkarlar. Oysa erkekler önce değiştirir, sonra rahatsız olurlar.
En başta hoşa giden durumlar nasıl oluyorsa daha sonra prangaya dönüşüverir; kıskançlık gibi. Aslında kadın, boşanmaya sebep olan hususların çoğunu evlenmeden önceden fark eder. Ya görmezlikten gelir ya da kadın kendisine fazlasıyla güvenerek eşini değiştireceğini düşünür. Oysa bu imkânsızdır.
Herkes kendi tecrübelerine göre konuşur. Elbette kişisel deneyimler çok önemlidir. Eşinden memnun olmayan bir kadının genç kızlara erkekleri kötülemesi, evlilikte kadının ezildiği algısını oluşturması, evlenmemelerini salık vermesi asla kabul edilemez. Bunun adı tecrübe değildir. Düpedüz düşüncesizliktir bu.
Reklam