Kimi insan sürekli sergilenen kusursuz bedenlerin veya üstün başarı hikâyelerinin altında eziliveriyor. Uzaktan çaresizce seyretmekle yetiniyor. Bununla baş edemeyen kimileri de yeme bozukluklarına, çeşitli bağımlılıklara, içe kapanmaya, yoğun değersizlik duygusuna ve baş etmesi zor genel kaygıların derinliklerine doğru hızla sürükleniyor.
İrade gücüne yeniden döndüğümüzde bizi bekleyen güllük gülistanlık bir süreç olmayacaktır elbette. Bu devasa sorunların ve çeldiricilerin arasında değişimin ve kontrolün kolay olacağını zannetmek yenilginin tohumlarını en baştan ekmektir.
Kontrolümüz dışında olan şeyler bizi kontrol etmeye başlıyor. Böylesi uç bir noktada iki seçenekle karşı karşıya kalıyoruz; ya kendimizi tamamen zamanın bizi her yönüyle iradesizleştirmeye çalışan akışına teslim etmek ya da güçlü bir irade ortaya koyarak yaşamın sorumluluğunu yeniden almak.
Hayatın her alanında seçeneklerimiz sürekli çoğalıyor. Artık sadece sahip olduğumuz eşyaların değil, hayatımızdaki insanların ve inandığımız değerlerin de kolayca alternatiflerini arıyor ve ilk fırsatta onları yenileriyle değiştirebiliyoruz. Bu yüzden sadece sahip olduğumuz şeyler değil, ilişkilerimiz ve değerlerimiz de istikrarsız bir hale bürünüyor.