"Sorun yok, sorunlu olabilecek tek durum bakış açın ve bunun da değiştirilmesi gerek" yaklaşımı sorularımı baskılamama neden olmuştu. Susmak zorunda kalmış, anlaşılmamıştım.
Derinliği olmayan ilişkiler, yüzeysel iletişimler, laf olsun diye doldurulan cümleler... Sulanmadan, yeterince büyüyemeden budanan bitkiler gibi hissediyorum bazen. Her yerde vermeden alan bir düzen var. Sadece ben değil, hiçbirimiz köklenemiyoruz. Bir fırtına çıktığında toprağımızdan kopup gitmek işten değil. Öyle yersiz yurtsuz olmak. Yaşamak için direnmek gerekiyor galiba.
Peki ya insan, kendini ne zaman başka bir yere ait hisseder? Ya da ne zaman kendine yeni kökler yeşertmek için izin verir? Peki ya hatıralar... Hatıralar ne zaman canını yakmayı bırakır?