Bana göre bizi bekleyen en ciddi tehlike, insanların neye inanacaklarını bilememenin paniği içerisinde (1930'larda Avrupa'da durum böyleydi) kötülüğe ve yok etmeye sarılmaları olasılığıdır. Dinde, siyasette, eğitimde/ felsefede ve bilimde kök salan dogmatik anlayışı irdeleyin bir kere. Otoriter,
tepki vermeye yönelik çizgilerin izlerini görmüyor musunuz? İnsanlar korktuklarında veya endişeye kapıldıklarında ister istemez daha katı oluyor, üstüne üstlük bir de şüphelere kapıldıklarında dogmalara saplanıyorlar. O noktada da canlılık ve devinim adına ne varsa yok oluyor.
📚🔔 Tatil zili çaldı!
Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞
Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Olgun bir insanı kendi seçimi olan amaçlarının etrafında kenetlenmiş olmasıyla ayırt edersiniz. O, neyi hedeflediğini bilmektedir, dondurma
diye tutturan bir çocuk olmaktan çıkmış, yaratıcı bir aşk ilişkisine ya da iş yerindeki bir başarıya doğru koşan bir yetişkin olmuştur. Ailesine bağlılığı onu büyüten insanları sevme mecburiyetinden değil, onun bu bireyleri sevmeyi istemesinden kaynaklanmaktadır. Otomatik bir rutine takıldığı için
değil, meşgul olduğu işin değerine bilinçli olarak inandığı için çalışır.
İnsan bilinçli bir biçimde yaşamayı seçerse, iki şeyin daha olması olasıdır. Birincisi, kendisi için duyduğu sorumluluk farklı bir anlam kazanır. Hayatı omuzlarına vurulmuş bir yük olmaktan çıkar, tek başına verdiği bir karara dönüşür. Bu şahıs için bundan sonra sadece kendi kurduğu bir düzen vardır. Özgürlük ve sorumluluğun bir bütünün iki yarısı olduğunu algılamak zor olmaz: eğer özgürlük yoksa birey kendi kendini idare edemez dolayısıyla sorumluluk diye bir şey söz konusu olamaz; aynı şekilde birey sorumluluk üstlenemiyorsa onun özgürlüğüne güvenilmez. Ama birey "kendini seçince", özgürlük ve sorumluluğun kurduğu ortaklık güzel bir fikir olmaktan öteye gider: birey bağımsızlığını nabzında
duyar, bireysel özgürlüğü seçtiğinin farkına varır ve aynı anda bunun sorumluluğunu üstlenir. İkincisi, dış dünyadan empoze edilen disiplin öz disiplin halini alır. Birey emredildiği için değil -hayatına son verme özgürlüğüne sahip birine kim emir verebilir?- hayatıyla ne yapacağına kendi karar verdiği ve disiplin ona varmak istediği noktalarda yardımcı olacağı için disiplini kabul eder. Öz disipline çok değişik adlar takılmıştır. Nietzsche "kaderini sevmek", Spinoza "hayatın kanunlarına boyun eğmek" deyimini kullanmıştır. Bana sorarsanız, ne isim koyarsanız koyun, öz disiplin olgunluğa varmak isteyen herkesin mücâdelesi esnasında öğrendiği bir derstir.
Ah, yerden olanca gücümle zıpladım
ve derin bir çığlıkla toprağı selamladım
Öyle bir çığlık ki hiçbir yerde duyulmaz asla
Ölmüş ve tekrar doğmuş birinin ruhundan başka
Adam bir başkasıyla evlenir, kadın da intihar etmeyi kafaya koyar. Bu fikri geceler boyu iyice düşünür. Bir gece "Farz edelim intihar ettim." diye mırıldanır kendi kendine. "Ama benim intiharımdan sonra yaşamak yine de güzel olabilir. Ne de olsa güneş yine parlayacak, deniz suyu yine serinletecek, insanlar hala bir şeyler yapıyor olacaklar." Böylece kadın başkalarını sevmenin de mümkün olduğunu anlar ve intihardan vazgeçer. Kadının korktuğu ya da üşendiği için değil de olumlu nedenlerden dolayı vazgeçtiğini varsayarsak, içine düştüğü bu ikilem ona yeni bir özgürlük aşılamıştır. Ruhunun adama delicesine aşık olan kısmı intihar etti diyebiliriz fakat diğer kısımlar yepyeni bir canlılığa kavuşmuştur.