Aşk… Çocukluğumdan beri en çok sevdiğim ve en garip bulduğum o kavram. Aşk, sevgi, limerence, bağımlılık, bağlılık, sevilme isteği, seçilme ve onaylanma arzusu, ait olma çırpınışları… İçinde debelendiğim, içine çekilmemek için reddettiğim; içinde neden kaldığımı anlamadığım için içinden çıkamadığım o ilişkiler… Aşkın ve sevginin benim için tanımını oluşturacak kadar kendime maruz kalmadığımdan, ezbere aşk tanımlarına kendimle birlikte sığdırmaya çalıştığım erkekler… Sevdiğimi sandığım ama aslında hiç sevmediğim o erkekler… Bugüne dek hayatıma girmiş, birbirinden farklı; yine de birbirinin aynısı ama asla ait hissedemediğim o erkekler… En çok da duygusal boşluktan kaçarken duvarlarına çarpıp, kendimi anlamaktan kaçtığım için onları anlamaya çalışırken anlamımı yitirdiğim erkekler… Benim için yazılan şiirlerde, çizilen resimlerde, söylenen aşk cümlelerinde hiçbir zaman özne hissedemeyişim ve hep nesne olarak kalacağımı biliyor oluşumun getirdiği o “tam olarak görülmüyorum” hissi… Gözlerinin içinden, parmak uçlarından, nefeslerinden, ses tonlarından bile sadece arzu nesnesi olarak kalacağımı; bedenimin bir oda dolusu yer bulabileceği hayatlarında, ruhuma ait ufak bir taburenin bile olamayacağını fark ettiğim erkekler… Kendimi yetiştirmeye çalışırken, bir kadının kendine yapabileceği en büyük kötülüğü yaptığımı fark ettiğim gün; hepsine hak vermiş, hepsini sevmiş, hepsinden nefret etmiştim. Ama bu sefer hepsinin yanına kendimi de eklemiştim. Çocukluğumdan beri sahip olduğum ve bakmaya korktuğum için erkeklerle ve ikili ilişkilerle doldurduğum, giderek derinleşen o boşlukla yüzleşmeye karar verdiğim o gün… Ne kadar zor olursa olsun kendime ve o boşluğa tahammül edecektim. Ve sanırım ilerliyorum. Bir gün flört ettiğim ve düşüncelerinden hoşlandığım bir
Duygu ve Düşünce
Orhan Pamuk - Masumiyet Müzesi
Masumiyet Müzesi'nde Kemal'in aslında "Limerence" denen bir psikolojik rahatsızlığı olduğu üzerine tahminim var bu sayfadan da anlaşılacağı üzere... "Limerence" denen illet hastalık şu: Bir kişiye takılı kalmak ve zihnin o kişiyle sürekli meşgul olması, olası senaryolar üretmesi. Zihin tamamlanmamış ilişkileri takıntı hâline getirir ve sorunun kaynağına ilişkin yüzlerce alternatif yollar üretir. Günümüzdeki ilişkilerde love bombing (sevgiye boğma), gaslighting (duygusal manipülasyon), ghosting (aniden ortadan kaybolma) aşamaları yüzünden bu "Limerence" denen illeti herkes mutlaka bir kez olsun tatmıştır diye düşünüyorum. 🙃 Ah Kemal, daha güzel bir hayatın olabilirdi.
Edebiyat
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Limerence
Birine karşı duyulan, yoğunluğu neredeyse takıntı boyutuna varan romantik hayranlık ve sarhoşluk hali.
1000Kitap
"Limerence"
Daha önce duymuş muydunuz? Merve Başıbüyük
En sevdiğim Türk filmi limerence sendromuymuş.Psikoloji meraklısı olmak insanı odunlaştırıyor. Zaten odundum, kendime müslümandim yeni bir şey değil. Bir şey olmaz zaten sanatsal yönünü seviyordum, dönemin çok üstündeki kamera açıları "Kürk Mantolu Madonna" esintili teması ve diyalogları.🤌
Film
Ahaliye amme hizmeti
Millet! Bu, size sürekli şarkı sözü, özlü sözler yazd8rıp, zihninize tutkal gibi yapışmış kişi durumunun çoğunun kaynağı Limerence dedikleri şeymiş, psikolojikmiş yani ne şaşırtıcı değil mi? Bu gece de fonda dertli şarkılar eşliğinde bu konuya göz atabilirsiniz,esenlikleerr.