Basit bir hayatı arzuluyorum. Pencerenin önünde saksıda sevgiyle gürleşmiş çiçekler, geniş balkonlu çatal kaşık seslerin eksik olmadığı bir ev. Akşamüstü sevdiklerimle bol kahkahalı etrafında doluştuğumuz yuvarlak bir masa. Kokusun evimde eksik olmadığı limonlu bir kek.
Ben limonlu çay içtim mi anlarım bir kalbi sevdiğimi…🍁
Reklam
Kendi eviniz Kendi arabanız Asla bitmeyen saf temiz bir aşk Bir yaz akşamı Limonlu dondurma Sahil yürüyüşü
4 Şubat 2025, "hiçbir şeyler" yolunda olmak üzerine.
Üç buçuk aydır mavilerin arasında belli belirsiz açıyor güneş. Hoş, sıcakları oldum olası sevemedim zaten. Doğunun yokuşlarının aksine Nietzsche'nin yürüme felsefesi burada anlam kazanıyor. Günün ilk ışıklarıyla kuşlar ötüşmeye başladığı gibi adımlarımı park Staszic'de buluyorum. Tram rayları boyunca takip ederken zihnimin duvarlarını tırmalarcasına bozuk plak gibi tekrarlayan emsalsiz bir cümle.. Burada geçirdiğim her gün aynı şeyi düşünmekten kendimi alıkoyamıyorum. Bol limonlu lokanta usulü mercimek çorbasını birçok arkadaşımdan daha çok özlediğim gerçeğinin ironikliği yüzümü bir nebze güldürüyor. Bakın görün, ben buyum işte! Yazıp yazıp siliyorum, anlatacak şey biter mi hiç? Hangi birini yazacaksın ki.. Velev ki yazdın, kim anlayacak sanki? Belki aynadaki... Ancak akşam üzeri olduğunda penceremden kendimi seyredebiliyorum. Evet, pencereden. Bu odanın içinde hiç ayna yok. Kendinle yeterince yüz göz oldun komedyasından bir gönderme olsa gerek. Dünyaya baktığımız pencerelerin öneminden sıkça söz ederken kendimi kendi penceremden izliyor oluşum kasti olmasa dahi beni bir parça gururlandırıyor. Yaşam biraz da burada anlam kazanmıyor mu aslında? Baktığımız her şeyde kendimizden bir parça yok mudur? Hiçbir şey bile biraz sendir şunun şurasında, biraz ben. Fakat mutlaka bir "şeydir" işte. Buraya geldiğimden beri tepe lambalarını açmamaya sonsuz gayret gösteriyorum. Loş ışıklar, arka planda biraz jaz müzik, kalem kağıdım ve mevsimsiz soğuk kahve.. Vahşi doğanın göbeğinden fırlamışçasına acıkan ruhumu bunlar kadar doyuran sayılı şey vardır.. Fakat eskisi gibi kalem tutmuyor ellerim. Aklıma gelenleri kağıda dökemez oldum bir müddettir, nedensiz. Ne zaman yazmaya yeltensem ya pazar yerinde annesini kaybetmiş çocuklar gibi ürkek ve biçare kalıyor, ya da huzurevine terk edilmiş
İnsan ve Duygular
Demli Bir Gidiş
Bir aş gibiydi aşkın, Ruhumu doyuran, Hayata anlam katan bir sıcaklık. Açken değil, Yokken anladım Ne kadar tok tuttuğunu. “Seviyorum” deyişin vardı, Bir demli limonlu çay gibiydi. Boğazımdan geçerken İçimi ısıtan, Sessizce iyileştiren. Bazen tomurcuk katardın içine, “Bak” derdin, “Bu da kaçamaklarımız gibi.” Gülerdik, Hayatı kandırdığımızı sanırdık O küçük anlarda. Ara sıra dalardın uzaklara, Gözlerin başka bir ufka takılırdı. Belki bensiz diyarlara, Belki henüz adını koyamadığın Bir vedaya. Gittin şimdi öte diyarlara, Bıraktın beni buralarda. Ne sesin kaldı duvarda, Ne gülüşün masada.
Şiir
Çaylar Senden Olacak
Bugün bilmem kaçıncı günü sensizliğin, Takvim unuttu, ben unutmadım. Gidişinle eksilmedim sanma, Sadece fazlalıklarımı susturdum. Çay bardağın duruyor hâlâ yerinde, Elim bazen titrer, kırasım gelir. Sonra acırım… O da benim gibi tuzla buz olur diye Usulca koyarım yine eski yerine. Bilirim, bu gidiş senin elinde değildi, İstemezdin beni sessizliğe gömmeyi. Kim okşardı o saçlarını şimdi, Kim limonlu çayı seninle içip Hayata iki yudum ara verirdi söyle? Ev hâlâ sen kokar akşamları, Kapı gıcırdar, dönmüşsün sanırım. Meğer alışkanlıklar da terk edilirmiş, Ama en son giderlermiş İnsan inanmak isteyince. Şimdi biliyorum, Bir gün yanına geleceğim. İşte o zaman çaylar senden olacak, Ben susacağım, Aşk konuşacak… Söz veriyorum ey aşk. O.F.
Şiir
Reklam
Reklam