Ana karakterimiz Ahmet Celal Çanakkale'de, savaşta kolunu kaybetmiş ve Anadolu'nun küçük bir köyüne yerleşmiş bir subaydır. Olaylar Ahmet Celal'in köydeki yaşantılarını, dönemin halkını içine alıyor.
Ahmet Celal köye geldiği ilk günden beri köydekiler ona bir yaban gözüyle bakar. Ahmet Celal bir yabandır onlara göre.
Halk öyle bir düşüncenin içindedir ki Ahmet Celal'in her gün tıraş olması, dişlerini fırçalaması, saçlarını taraması, okuması onlara garip gelir. Aynı zamanda bu düşünceler de Ahmet Celal'e saçma gelir.
Hiç olmayacak işlere inanır köy halkı. Savaş hakkında doğru yanlış bilmeden konuşan herkese kulak verirler. Verirler vermesine de bir tek Ahmet Celal'e vermezler. Ahmet Celal ne söylese köylülerin aklına yatmaz onun düşünceleri.
Bir de olmazsa olmazı vardır hayatın: Sevmek. Bir köy yerinde de olsa sevecek birini bulur insan. Ahmet Celal de bir kızı sever. Tüm bu savaşın ve karmaşanın içine bir de sevda eklenir.
Kadınlar... Köyün halkı okumamış etmemiş insanlardan oluşur. Kadınlar da böyledir. Birçok kadının görüp görebileceği tek yer yaşadığı yerdir. Ne kadar da acıdır öyle değil mi? Bazı insanlar yurt dışına gitme hayalleri kurarken başka bir şehir bile görmemiş binlerce kadın...
Kitabın 120. sayfasında şöyle bir konuşma geçer:
"-Ay oğul, İzmir de niresi oluyor?
-Kurtarmak için savaştığımız yer. Bizim İstanbul'dan sonra en büyük, en zengin şehrimiz...
-Sivrihisar'dan da büyük mü ki?
Emeti Kadın ömründe -o da bir kere- tek bir şehir görmüş: Sivrihisar!
-Emeti Kadın. Sivrihisar'ın da İzmir'in yanında adı mı okunur. Bir defa, bu şehir deniz kenarında. Taştan, mermerden, demir kapılı evleri var. Her tarafı bağlık, bahçelik, limonluk, portakallık... İzmir yirmi tane Sivrihisar'ı içine alır." #51736508
İşte kadınlar bu denli