Bir böcekle bir kuşun, bir köpekle bir insanın, bir yaprakla bir su damlasının birbirinden farkı yoktur. Hepsi tek bir bilincin, ilahi olanın yani "O'nun" tezahür etmiş halidir.
Bu tek bilince her kültür farklı isimler vermiştir. Allah, Tanrı, Yaradan, Tin, Bütün, İlahi Güç, Brahma, Öz. Adına her ne denirse densin, var olan her şey O'dur. O'ndan ortaya çıkmıştır. O'nun bilincinin eseridir. Ve var olan her şey O'nun bilincinin tezahürü olduğundan aynı bilinci taşır. Tıpkı bir yaprak parçasının tüm yaprağın bilgisini taşıması gibi. Bu evrensel bir prensiptir. Bunu kavradığınızda sizin dışınızdakilere başkası gözüyle bakamazsınız bir daha. Çünkü bilirsiniz ki temelde her şey bir. Ona yapılan aslında sana yapılmıştır. Sana olan herkese olmuştur. Dualite ortadan kalkar. Farklılıklar ortadan kalkar. O farklılıkların Yaradan'ın sonsuz zenginliğinin bir parçası olduğunu kavrar insan. Tıpkı binbir çeşit çiçeğin, böceğin, hayvanın, doğanın zenginliği olması gibi insanlar da farklı dillere, dinlere, mezheplere ve görünüşlere sahip olsalar da O'nun zenginliğidir. Çünkü nasıl doğa, var olan her şey O ise, her insan da O'dur. Farklılık sadece insanın zihnindedir, algısındadır. Her şey ilahi olanın zihnindedir. Onun bilincinin tezahürüdür. Bütün insanların bunu anladığı bir dünyada ne savaş olurdu ne ırk ne de mezhep ve din ayrılığı. Çünkü bilirlerdi ki karşılarındaki her insan görünüşü, dili, dini, inançları farklı olsa da özde bir aslında. Bu nedenle birine kötü bir davranışta bulunduğunuzda aslında kendinize bulunuyorsunuz. Biri sizin canınızı yaktığında aslında kendi canını yakıyor. Birinin başarısını canı gönülden alkışlıyorsanız aslında kendinizi alkışlıyorsunuz.