Puan vermedi·136 syf.·
2026 11. kitabı
Tuğbanur Akgül - Kalmaya Yol Arıyorum Liya’nın içsel fırtınaları ve Sahir ile olan o gelgitli bağı üzerine kurulu, derin bir arayış hikayesi. Kitapta beni en çok etkileyen, karakterlerin duygusal derinlikleri oldu. Özellikle Liya’nın kendiyle barışma çabasındayken Sahir’in fırtınasında kaybolması, birine benzemeye başlamanın getirdiği o ağır yük çok tanıdıktı. Kitaptaki, “İnsan tamamlanamadan büyüyünce neyin eksik olduğunu bile bilemiyor” cümlesi, karakterlerin o bitmek bilmeyen boşluk hissini çok güzel özetlemiş. Liya’nın Sahir gittikten sonra yazarak kendini geliştirmesi ve Aybar ile Lavinya ile kurduğu dostluk, hikayenin en sıcak kısımlarıydı. “Bir insanın yanında olmak sadece onun varlığıyla değil, aynı zamanda o varlığın bıraktığı boşluklarla da yüzleşmek demekti” diyen bu hikaye; aidiyeti, yalnızlığı ve "kalma" çabasını samimi bir dille anlatıyor. “Kitapları sevmesini çok sevmiştim.”
Kalmaya Yol ArıyorumTuğbanur Akgül · Kitap Ağacı Yayınları · 20257 okunma
Puan vermedi·136 syf.··
2026 167. kitabı
“BİR KAHVE KOKUSU, BİR GÜNEŞ IŞIĞI, DOSTLARIN KISA BİR GÜLÜMSEYİŞİ…” Bir ilk kitap, nice sancılarla doğan yeni bir dönemin başlangıcıdır. Roman türündeki bu eser de Tuğbanur Akgül’ün ilk kitabı olarak baskıya çıkmış ve okuyucuyla buluşmuş durumda. 134 sayfadan ve iki ana bölümden oluşan eserin ilk bölümünde kahramanımız Liya’nın ve onun adeta yalnızlığa esir olmuş yaşantılarının tanığıyız. Bu bölümde birinci tekil şahıs anlatımı, sade ve akıcı bir dille kullanılmış ve sanki Liya’nın kendisi olarak hissedebiliyoruz. İkici bölüm ise üçüncü tekil şahıs anlatımı ile Liya’yı daha dışardan bir gözle duyumsama imkânı sunmuş bize. Liya’nın hikâyesi bir aşk hikâyesi gibi görünse de temelde bir tutunma çabasıdır diyebilirim. Öyle ki karakterler; yaşamının daha erken dönemlerinde ailesi tarafından terkedilen, görmezden gelinen, yok sayılan, bir türlü mutluluğu bulamayan, bulduğunu sandığı anda bir yanılsama ve kaybediş yaşayan kimi zaman gitmeye, kimi zaman kalmaya yol arayan sorunlu bireylerdir. Derin duygular, eski yaralar, terkedilişler, anlamsızlıklar ve insanın kendi karanlıklarıyla yüzleşmeleriyle örülü bu romanın çok beğendiğim, giriş cümlesi de “Bugün herkesin kendi derdiyle boğuştuğu bir çağ, bugün yorgun bitkin bir çağ. Ne bekliyoruz ya da ne istiyoruz bilmeden her şeye çok koştuğumuz, boğulduğumuz bir çağ” diye başlıyor ki bunu Liya’nın başından geçen olaylar ve yaratılan evrendeki karakterler bağlamında derinden görüp, hissedebiliyoruz. Hatta Liya’nın acılarla büyüyen, kayıplarla şekillenen ve tüm yaralarına rağmen bir yerlerde kendine tutunmayı başaran haliyle hepimizin bir parçası olduğunu söyleyebilirim.
Kalmaya Yol ArıyorumTuğbanur Akgül · Kitap Ağacı Yayınları · 20257 okunma
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
10/10
·134 syf.··
Beğendi
·
2026 9. kitabı
·
17 günde okudu
·
Okunma: 01 Şubat 2026 23:56
Bu kitap benim hiç sesim, söylemek istediklerim ve çoğu zaman yaşadıklarım... Konusu ne, ne anlatılıyor diye kendime sorduğumda tam olarak aşk kitabı diyebilir miyim bilmiyorum. Çünkü amacım şuydu: Yorgun, bitkin ve ailesi tarafından sevilmemiş insanlar sevebilir mi? Ya da çok da güzel sevebilir dediğimizde bu kitap aslında sevmeyi öğrenememiş, sevilmemiş karakterleri gözler önüne seriyor. Karakterlerin isimleri karakterleriyle uyumlu işlendi. Liya: sabırlı demek ve roman boyunca sabır göstererek ilerliyor. Sahir: karanlık, gece demek o da aynı şekilde ismini yansıtarak işlendi. Lavinya: Ölüm çiçeği, güzellik demek vs. Tuğbanur Akgül Kalmaya Yol Arıyorum
Kalmaya Yol ArıyorumTuğbanur Akgül · Kitap Ağacı Yayınları · 20257 okunma
8/10
·136 syf.··
Beğendi
·
2026 2. kitabı
·
9 saatte okudu
·
Okunma: 13 Ocak 2026 19:28
Kalmaya yol arıyorum Bazen bir yerlerden artık gitmemiz gerekir, kalmak mantıksızdır. Sevilmiyoruzdur, durmak kendimize zarardır ama yine de gidemeyiz, bizi orada tutan bir şey vardır. Sevgi mi merak mı inat mı yoksa kendimize yaptığımız bir işkence mi? İnsan bile bile canını yakar mı? Kitaptaki karakterimiz Liya. Kendisine bir şey anlatmayı tercih etmeyen, kapalı kutu birini seviyordur. Adamın bir gün onu terk edeceğini bilerek seviyordur. Ve bir gün korktuğu başına gelir. Peki sonunu bildiğimiz şeyler bile neden bu kadar canımızı yakar? Farklı olacak umudu mu? Sonra nasıl birine güvenir insan? Tekrar birini sevebilir mi? Sevmeli mi peki? Ya o da giderse? Ya karşıdakinin gitmemesi için kendisi kalamamaya başlarsa? Bu duygular içerisinde boğuşan Liya’nın hikayesini okuyoruz kitapta. Çokça altını çizdiğim, öyle hissettiğim zamanları hatırladığım ve şu an öyle olmadığına şükrettiğim bir kitap oldu.
Kalmaya Yol ArıyorumTuğbanur Akgül · Kitap Ağacı Yayınları · 20257 okunma
Puan vermedi·651 syf.··
2025 78. kitabı
·
18 günde okudu
·
Okunma: 22 Aralık 2025 21:54
Kemal Tahir okumaya da bir yerden başlamalıydık. Devlet Ana en önce de en sonra da okunabilecek bir kitap olduğundan onunla başladık. Türk Edebiyatı için önemli kalemlerden biri olan Kemal Tahir bir destan okuyormuş hissi uyandırdı bende. Bir kere daha anladım ki yazmak öyle her babayiğidin harcı değil. Eline kalemi alan yazıyorum diye çıkmasın. Kemal Tahir yazmış ve iyi de yapmış. Osman Bey, babası Ertuğrul bey ölünce başa geçiyor ve beylik nelerle mücadele ediyor, kimlerin ihanetine uğruyor, kimlerden destek alıyor, Bacıbey ne kadar önemli ve ne işler başarıyor okuyoruz kitapta. Kerimcan aslında bu kitabın baş kahramanı ve son noktası da aynı zamanda. Kerimcan kim mi? Demircan'ın kardeşi, Bacıbey'in oğlu. Bacıbey mi kim Liya'yı istemezken Mavro'ya kucak açan, Kerimcan'a silah kuşatan. Ama Kerimcan elinden kitap düşürmek istemiyordu,ilim diyordu neden silah kuşandı? Orhan'la arkadaşken, beylikte o kadar işler başarırken, kılıcına kuvvet derken ne oldu da.... Herşeyi de anlatamam ki. Bence okuyun.
Devlet AnaKemal Tahir · Ketebe Yayınları · 20268,9bin okunma
Puan vermedi·136 syf.··
2025 14. kitabı
Bu incelemeyi neden yazıyorum bilmiyorum. Ama bildiğim şeyler var. Kitabı 2 yıl kitaplığımda beklettikten sonra çok alakasız bir anda, son anda, bir başka kitabı okumaktan vazgeçerek kitabı elime aldığımda hayal kırıklığına uğramayacağımı biliyordum. Edogawa Rampo'nun düşüncelerinin ve kafasının işleyiş şeklinin en az benimki kadar tekinsiz olabileceğini de. Belki de satır aralarında güvende hissetmemin sebebi buydu. Ben Alice'sem, o Şapkacı'ydı. Olağan ve sakin bir açılış yapan kitap şekillendikçe başrol karakterin sürükleneceği ahlaki ikilemleri ve sapkınlığı yaklaşmakta olan bir fırtına gibi hissedebiliyorsunuz. Okurken ürkütebilecek, sayfalara biraz daha fazla ilgiyle tutunmanıza sebep olan sahnelerde başrolümüzün nefesi dahi teklemediğinde kitabın nerelere sürüklenebileceğini seziyorsunuz. Karakterin aniden bastıran kaygı halleri, kaçınıp kaçınıp yakalandığı şeytanları ve tutsak kaldığı sıradanlıktan kurtulunca taşıveren sanatkar ruhunu okurken yazar her ne kadar psikolojik tahlillere derinlemesine inmemiş olsa da satır aralarında gerilimi ve çöküşü sunuyor. Elbette, dönemin çoğu Japon yazarı gibi Rampo da fazlaca iniş ve çıkışları olan bir yazar değil, kanımca onun büyüsü ilginç fikirlerinde gizli. Panorama Adası da bu fikirlerin yuvası olarak görülebilir. Adanın "birbirinden ayrı birer evren" olarak tasvir edilen her bir kısmı canlı birer tablodan farksız. Karakterler bir tablodan diğerine geçtikçe dünyevi sembollerden kopup daha soyut evrenlere geçiyor, deliliğin veya şeytanın tabloları sayılabilecek panoramaları aşıyorlar. En sonunda, adanın illüzyonlarını keşfetmeyi bitirdiklerinde çıkabilecekleri bir teras olduğundan bahsediyor başrolümüz. "Benim panorama adamın başlıca odak noktası, adanın merkezinde şu anda inşa edilmekte olan büyük sütunun
Panorama Adası'nın Tuhaf HikâyesiEdogawa Rampo · İthaki Yayınları · 2023473 okunma