Başlarken sıkıcı gibi gelen ancak sayfalar ilerledikçe Werther'in yanı başında onunla hareket eden bir kuş misali okuru içine çeken bir eser. Kâh olur genç Werther'i bir dost gibi dertleşmek kah bir psikolog gibi anlamaya çalışmak ve kah en sert şekilde eleştirmek geliyor insanın içinden. Kelimeler arasında yolculuk sırasında genç Werther in dost dediği ve mektuplar yazdığı kişinin neden bu sürece müdahale etmediği ve neden dostunun yanında yer almadığı sorusu akla geliyor. Insanın aklını karıştıran bir diğer noktada acaba dost dediği kişi Werther in bu acılarına karşı mektuplarda neler yazdı, gerçekten bir dost gibi yanında olabildi mi?
Ilk mektupta her şeyden mutlu olan, herkese karşı sevgi duyacak birşeyler bulan ve sevgi pıtırcığı olan bir insanın gittikçe ümitsizlik denizinde yüzdüğü ve gidişatın hiçte iyi olmadığı aşikarken neden bir müdahale edilmez. Bir insanın adim adım bunalıma gittiği ve intihar etmeye doğru ilerlediği görülürken nasıl müdahale edilmez? Yoksa insanlar yani bizler gerçekten başkalarının acılarına bu kadar mı duyarsız hale geldik? Yahut insanların intihar edemeyeceğini mi düşünüyoruz?
Son zamanlarda Türkiye de çocuğuna istediği çikolatayı alamadı diye, eve ekmek götüremedi diye intihar eden babaların aslında anlık bir refleks ile intihar etmedikleri, çevrelerinden yeterince anlaşılamadığı, destek görmediği, durumun vahamiyetinin farkına varılamadığı bu kitap sayesinde çok güzel anlaşılabilir. Çünkü bir insanın her ne olursa olsun intihar etmesinin çok zor olduğu ve bunun için bir süreç gerektiği görülmektedir. Belki bu kitap sayesinde çevremizdeki insanlara biraz daha dikkatli bakarız ve belki de intihardan sonra bunun için de intihar edilir mi gibi beylik laflarının önüne geceriz. Belki bir insanın hayatına dokunur ve farkında olmadan