Kaybolan Ruhlar
Ahmet Karasu
Bir kaybolmuşluk hikayesinin kahramanı Seyran Ana, ellerindeki çizgiler emeğin ve acının haritası gibi; her bir kıvrımında bir kayıp, bir hatıra saklı. Kadınların arasında öyle bir dururdu ki, bir çınar gibi kök salmış, dallarında herkese gölge olurdu. Halılara işlediği motifleriyle, iğnesi yalnızca iplikleri değil, geçmişle geleceği de buluşturan bir köprüydü. Acı ve umut iç içeydi onun yaşamında, kaybettikleri yüreğindeki acısıydı, yanındakiler ve buldukları ise umudu. Geçmişi hiç unutmadı ama onunla barışık olmayı öğrendi. Her kaybın ardından, belki de hayatta kalmanın tek yolu, kaybolan her şeyi kabul etmekti.
Ölen ablanın yerine on yedisinde onu kurban eden töre... Seyran'ı okurken o güçlü duruşta insan olmanın en derin anlamını sorguluyorsunuz.
Ama bu kitap sadece bunu anlatmıyor, Seyran' in yaşadığı Zilan Vadisi
ve kanlı topraklar 1920 ler, Cumhuriyet, çoğu zaman halkın farklı kesimlerine, etnik gruplarına eşitlik sunmak yerine, onları baskı altına almak ve asimile etme üzerine politikalar ürettiği ithamıyla ilk şaşkınlığı yaşattı.1925 te Şeyh Said isyanını örgütleyenlerin ne amaçla bunu yaptıklarını her sağduyu sahibi Türk vatandaşı gibi farkındayız, okuduk, öğrendik. İngiltere' nin koca bir halkı manipüle etmek amacını yok sayıp Kürt Halkının Cumhuriyet' e karşı duyduğu öfkeyi dile getiren bir liderdi demek bir kişiye hak etmedigi bir pâye vermektir, kendi dar çevresinde Şeyh Said'in hangi planın parçası olduğunu bilmeyen halkı tarafından bir önder gibi görülebilir ama Cumhuriyet karşıtı halkı kışkırtma amaçlı, en kullanışlı aparat dini kullanarak yapılanları okuduk, biliyoruz. Kaybolan Yıllar kitabı tarihin tozlu sayfalarında unutulmuş, yok olmuş ama kolektif hafızada yer alan, Seyran'ın kişiliğinde can