Kitabı okumadan önce Emily (2022) filmini, Uğultulu Tepeler 2009 (Tom Hardy ve Charlotte Riley başrolunde oynadığı) filmini izlemiştim.
Bu arada 1939 filminde de hikâye dönemine göre
çok güzel işlenmiştir.
Kitaba merakım böyle başladı.
Brontë kardeşlerin hayatını anlatan bir kaç film daha yaşamlarının yazarlıklarına olan etkisini gösterdiği için böyle başladığıma memnun kaldım.
Kitaba gelirsek herkes isim karışıklığından yakınıyor, bundan bahsetmeyeceğim. Çünkü karakterlerin kişilik özelliklerine dikkat ederseniz gayet ayrıştırıcı yönleri var.
İlk 220 sayfa ve diğer yarısı diye hikâye ikiye ayrılıyor. İlk kısım akıcı ve heyecanlı.
Asıl Catherine Earnshaw ve Heathcliff arasındaki aşkı anlatıyor. Ve bu aşka üçüncü kişi olarak gelen Edgar Linton'ın Catherine'le ilişkisinden bahsediliyor.
Diğer yarısındaysa Catherine'nin kızının yaşamını konu alıyor. Ayrıca Heathcliff'in kalbini inciten kişilerden intikam alışına ve ruhunun yıpranış sürecine şahit oluyoruz.
Bu kısımda güzel olan şey ise Uğultulu Tepeler'deki yeni neslin nefretten aşka dönüşecek hikayesidir. Filmlerde bu kısım eksik veya farklı işlenmiştir.