Ölüm cezası!
Kitap bu iki kelimeyle başlıyor. Zaten adından anlaşıldığı gibi bu kitabı okurken bir idam mahkumunun gölgesi oluyor, hayatının son haftalarını birlikte yaşıyorsunuz.
Suçlular hastadır ve hastalar tedavi edilmelidir. Çağlar boyu idam cezaları verilmiştir fakat hiçbir çağda suçlular tükenmemiştir. Aksine kana susamış nesiller türemiş, insanlar idam törenlerini şenlik olarak görmüşlerdir.
Peki eğitim bu hastalığı tedavi edebilir mi? Bu eğitim elbette ki matematik, fizik eğitimi değil. Ahlak eğitimi, terbiye eğitimi, dürüstlük eğitimi kısaca insanlık eğitimi diyeceğim ama ters düşecek gibi. Aslında hayvanlık eğitimi mi demeliyim, sadece gerçekten ihtiyacımız olanı istemek, ihtiraslardan, hırslardan, bencilliklerden arınmış olmak için bir aslan ya da bir kuştan bizi eğitmesini mi istemeliyiz? Böyle bir dünya da oldukça ütopik elbette.
Bir idam mahkumuyla geçirdiğim saatler boyunca mahkumun ölümüyle birlikte asıl cezalandırılmış olacak olan ailesine, babasız büyüyecek olan küçük kızına o kadar vicdanım sızladı ki. Fakat daha sonra yine aynı vicdanım o mahkumun yok ettiği hayat için, hayaller, umutlar için, cezalandırdığı ailesi için yine bir o kadar çok sızladı. Ben işin içinden çıkamadım. Canım hep masumlara yandı.