Kalbimin atışları sen duy diye bedenimi parçalıyor, duymuyorsun.
O kadar uzun zamandır kalbin olmadan yaşıyorsun ki Unutmuşsun atan bir kalbin nasıl ses çıkarttığını..
Bir çöl, çölün içinde bir kadın..
Kadın yürümüş öyle çok yürümüş ki yıpranmayan tek bir zerresi kalmamış..
Susamış, acıkmış yorulmuş ama yürümeye devam etmiş..
O kadar çok yürümüş ki yola çıktığında kimdi onu unutmuş.
Sormamış kimselere yolunu, tek bir pusulası varmış, onun yolundan şaşmamış.
Gülmüşler ona izleyenler, yanlış yoldasın demişler.
İnanmış kimselere atmış adımlarını pusulasının gösterdiği yöne.
Pusulaya sarılmış yolculukta ona inanmış ona sığınmış..
Pusala demiş benimle yürüdüğün yollar hep bahar bahçe..
İnanmış kadın yürümüş ama ne bir bahar görmüş ne bir bahçe.
Nereye bakarsa baksın hep hiçlik görmüş hep çöplük
Unutmuş kadın kendini unutmuş benliğini..
Yola çıkma sebebini kaybolma nedenini..
Kadın yalvarmış pusulaya, artık varalım gideceğim o yere..
Pusula demiş yok öyle bir yer ben bilmem güzellikler.
Kadın bırakmış her şeyi aldığı nefesi..
Pusula gülmüş kadına benim yolum yok, bu çöl benim.
Bir arkadaş gerekliydi bana sen geldin yanıma.
Zamanlar geçmiş kadın açmamış bir daha gözlerini.
Sıkılmış pusula dikilmiş kadının başına..
Demiş uyan artık yine yürü benim uğruma..
Beni ellerimden tutup sonsuz sevginle gözlerimin içine baka baka dönüşü olmayan bir uçurumun kenarına getirdin. İnsan şaşıyor nasıl bu hale geldiğine, öleceğini bile bile uçurumdan atlayabildiğine..
Sanki yabancı bir ruh girip yerleşmişti içime; bundan böyle Evdekilerin oluşturduğu toplulukta yerim yoktu,oysa içtenlik taşan bir topluluktu bu, sanki yitirilmiş bir cenneti arar gibi ikide bir bu topluluğa karşı çılgınca bir özlem gelip çullanıyordu üzerime.