Nasıl sözcüğünü kullandığında, birinin sana ne yapman gerektiğini söylemesini, sana bir yol, bir dizge göstermesini, senin elinden tutmasını istiyorsun demektir ve o zaman özgürlüğünü, gözlemleme yetini, kendi etkinliğini, kendi düşüncelerini, kendi yaşam biçimini yitirirsin. Nasıl diye sorduğunda gerçekten de ikinci el bir insan olursun; bütünlüğünü yitirirsin; sende içsel olarak varolan kendine bakma, kendin gibi olma ve onun ötesine geçme dürüstlüğünü elinden kaçırırsın. Asla ‘nasıl’ diye sorma, asla! Kuşkusuz psişik anlamda konuşuyoruz. Bir motoru bağlamak ya da bir bilgisayarı kurmak istediğinde elbette ‘nasıl’ diye sormak zorundasın. Bu konuda birinden bir şeyler öğrenmek zorundasın. Ama psişik anlamda özgür ve özgün olmak, ancak kendi içsel etkinliklerinin farkında olduğunda, ne düşündüğünü seyrettiğinde, hiçbir düşüncenin onun doğasını, kaynağını gözlemlemeden kaçıp gitmesine izin vermediğinde olanaklıdır. Gözlemlemek, seyretmek. İnsan böyle seyrederse, kendisi hakkında kitaplardan, bir psikologdan ya da akıllı, çok bilgili bir profesörden öğrendiğinden daha çok şey öğrenecektir.
Büyük çoğunluk, milyonlarca insan, küçük yaşamlar sürüyor, ufukları çok çok sınırlı. Üzüntüleri var, sevinçleri var, ama onlardan ne kaçıyor, ne onları anlıyor, ne de onların ötesine geçiyorlar.
Öğrenmeyi kesen bir beyin mekanikleşir. Bir değneğe bağlanmış hayvan gibidir; ancak değneğe bağlı ipin uzunluğu elverdiğince hareket edebilir. Çoğumuz kendimize ait tuhaf bir kazığa bağlıyız, görünmez bir kazık ve ip var. Bu ipin alanı içinde hareket ediyorsunuz ve bu alan çok sınırlı.