Hüseyin Aycan

Aydınlanma boyunca kralın büyüsü tamamen bozulurken, ona mukabil vatan ve millet kavramları etrafında yeni bir kutsal alan tesis edilir. Bu devir teslimin bir yönünü, hanedanın yerini alan bir kutsallık kaynağı olarak devlette görmek mümkündür. Uğruna ölünenin hanedan değil de "devlet" olduğu anlayışı, devletin ulusallaşması sürecinin yaşandığı 1700-1850 arasında tam anlamıyla teşekkül edecektir; çünkü bu tarihten itibaren artık savaşlar hanedan çıkarları adına değil, ulusal çıkarlar adına yapılmaya başlayacaktır. Bu sürecin sonunda hükümdarın kendisi artık "devletin baş hizmetkârı" olarak tasavvur edilmeye başlayacaktır.
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
D'Holbach'ın yakarışı
Ey Doğa! Tüm alemlerin Hakimi. Ve siz, onun tapılası kızları erdem, akıl ve hakikat. Ebediyen bizim tek ilahlarımız olunuz... Göster bize ey Doğa, insanın sana bakarak düşlerini kurduğu mutluluğa ulaşmak için ne yapması gerektiğini. (Gelot, On the Theological, s. 201)
"18. yüzyıl Fransız düşüncesinin anahtar" sözcüğü "doğa"dır. Tanrısal güçlerle birlikte tasavvur edilen doğa, kendisine sığınılan, kendisinden umulan, kendisiyle düşüncelere hatta inançlara meşruiyet sağlanandır. Bu yüzyılda "kim kendini haklı çıkarmak isterse" doğadan dem vurur, onu kendi yanına çekmeye çabalar. "Tanrı'nın çıkarıldığı her noktaya", ona mukabil ve "insan için iyi olan her şeye mündemiç" bir doğa idesi yerleştirilir. Doğa bu yüzyıl ile birlikte "oluş halinde bir enerjidir, üretmekten bezmeyen bir kaynaktır. Tanrısal inayete bağlı bir güç olmaktan çıkıp en üstün irade haline geldiğinden, hiçbir hükümdarlık onu aşamamaktadır." "Kutsallaşmış doğanın yeni rahipleri ise, Newtoncu bilim adam ları ve aydınlanmış filozoflar" olacaktır.
Başlangıçta Aydınlanma Fransası'na hakim rengini veren, Katolik Kilise'nin deist eleştirisidir. Bu Fransa'nın özgün kontekstinde şu anlama gelir: Katoliklikten nefret et, ama Tanrı inancını koru. Voltaire (1694-1778) ve Rousseau (1712-78) deist kampın önde gelen iki ismidir.
(Aydınlanma), "Doğanın mı, Tanrı'nın mı, yoksa insanın mı ontik önceliği olacağı" sorusuna radikal bir cevap verilmesinin ifadesidir. Tartışma, Aydınlanma'nın Tanrı'yı denklemden çıkarmasıyla nihayet bulur. Tanrı'nın denklemden çıkarılmasıyla birlikte, geriye kalan iki değişken (doğa ve insan) Tanrı'ya atfedilen özellikleri de kendilerinde toplayacaklardır. İnançsızlığın Batı'da, "marjinal bir tavır olmaktan çıkıp hakim kültürel ses olmaya başladığı" bu 200 yıl boyunca din/ruhban karşıtı hareketin kendi azizleri, kendi ritüelleri, kendi eskatolojisi oluşacaktır. Zaten biraz da bu yüzden Adorno ve Horkheimer'a göre Aydınlanma "tektanrıcılığın sekülerleşmiş biçimidir" Bu süreci takip etmek için Aydınlanma'nın en din karşıtı renge büründüğü ülkeye, Fransa'ya yoğunlaşmak doğru olur.