Hüseyin Aycan

Tocqueville, Eski Rejim ve Devrim' de şöyle yazar: [Fransız Devrimi) bir misyonerce gayret atmosferi yarattı ve aslında, bu durum çağdaşlarının çoğunu dehşete düşürse de, bir dini canlanışın tiim özelliklerine haizdi. Belki onun bir çeşit dine dônüştüğünü söylemek daha doğru olur.
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
1793 sonbaharından itibaren, özellikle Terör ile birlikte şiddet etkisini arttırır (tüm dönem boyunca yaklaşık 3.000 rahip giyotine gönderilecek, bütün Kilise topraklarına el konulacaktır) ve Katoliklerin yanı sıra Protestan ve Yahudileri de hedef almaya başlar. Şiddet aslında bir başka şeyin ifadesidir; maneviyat dünyasında bir değişim olmaktadır. Artık yeni bir din, tüm özellikleriyle ("dogmalar, bayramlar, mitoloji, azizler, tapınaklar... ") birlikte ortaya çıkar. Bu seküler din, Notre Dame Katedrali'ndeki akla tapınma ayini"yle zirvesine ulaşır. Notre Dame'daki ayinden üç gün önce, Paris Katolik Piskoposu, "Hürriyet ve kutsal eşitliğe ibadetten başka hiçbir toplu ibadetin artık kalmaması gerekir" açıklamasıyla, Hıristiyanlıktan irtidat eder. Artık "Akıl Dini", kendini dayatmaktadır. Hebert-Chaumette grubunun kanatları altında gelişen "Akıl Dini"nin uygulamaları arasında, Fransa'daki birçok kiliseyi "Akıl Tapınakları"na çevirmek de vardır. Notre Dame'daki bayram esnasında kilisenin altarı yerine bir özgürlük altarı konacak, katedralin kapılarına "Felsefeye" yazısı kazınacak ve canlı bir kadın tarafından temsil edilen "Akıl Tanrıçası" sahneye çıkarılacaktır. Hebert-Chaumette grubunun önde gelen isimlerinden Anacharsis Cloots seremoniyi şöyle özetler: "Tek bir Tanrı var, Le Peuple [Halk]" Sonrasında bu seremoniyi, taşradaki pek çok benzeri takip eder. Uygulandığı her yerde, temel senaryo az çok aynıdır; buna göre: "Bir kadın, fanatizm karşısında galip" gelir, "onun nurani ortaya çıkışı, gölgelerin ve canavarların kaçmasına" sebep olur. Sahnelenen bu oyun, "sonraları 'Akıl Dini' denilecek şeyin kalbini" oluşturan şeydir. Bu yeni seküler dinin ömrü çok uzun olmaz. Ateist Hebert-Chaumette grubu ile deist Robespierre'in gireceği iktidar mücadelesi, ilk grubun giyotine
1789-1799 arasında Fransa genelinde, koreografisi dikkatlice tasarlanmış bir şekilde yüzlerce bayram düzenlenir. "Bayramlar katılımcılarına, onların kendi devrimlerinin mitsel kahramanları olduklarını" hatırlatmaktadırlar. Devrim ilerledikçe bu bayramlarda, "özgürlük kurbanları kültü" ağırlığını hissettirecek ve Le Peletier, Chalier, Maral, Bara ve Viala (hepsi "1793 cumhuriyetçi mücadelesinin genç kahramanları") aracılığıyla "cumhuriyetçi rejim sevgisi" aşılanacaktır. Ayrıca bu isimler etrafında bir "büyük adamlar kültü" de oluşturulmaya başlamıştır. Bu kült inşa edilirken, neredeyse tamamen, Katoliklikteki azizler kültü taklit edilmektedir. Böylece kısa süre zarfında artık büyük adamlar kültü, "bir nevi ikame Hıristiyanlık" halini alacaktır.
1791 Anayasası'yla insan ve Vatandaş Hakları Beyannamesi", bir milli ilmihal halini alır ve ona iman edilmesi emredilir. Anayasa'yı kabul eden Meclis, "Bütün komünlerde, anavatana bir kurban taşı dikilmesi ve üzerine de Haklar Beyannamesi'nin ve 'Vatandaş vatan için doğar, vatan için yaşar ve vatan için ölür' yazısının kazınmasını" emreder. Artık askerlerin mezar taşına "Mort pour la patrie" (Vatan uğruna öldü) yazılmaktadır.1792'de Yasama Meclisi'nden, "dini giysilerin yasaklanması" kararı çıkar. Aynı yıl yine Yasama Meclisi'ne sunulan "Ajitatörlerin Dilekçesi"nde ise şöyle denilecektir: "Vatan imajı, tapılmasına müsaade edilen tek ilahtır." Artık Fransa'da bir "dini dönüşüm" vuku bulmaya başlamıştır. Bu dönüşümü veya bir başka ifadeyle kutsiyet naklini her alanda izlemek mümkündür. Mesela 1793-1805 arası yürürlükte kalan yeni takvimin başlangıcı Cumhuriyet'in kendisidir; lsa'nın doğumu değil. Hristiyanların Pazar gününü kutlamalarının önüne geçmek için, her ayın onuncu günü tatil olmakta ve yıl sonundaki beş gün milli bayram ilan edilmektedir. Yine mesela XV. Louis'nin inşasını başlattığı Sainte-Genevieve Kilisesi, 1791 Nisanı'nda "vatan mabedi" (temple de la patrie) olarak sekülerleştirilir. Artık burası devrimin büyük adamlarının ebedi istirahatgahı, Pantheon olacaktır. Pantheon'un avlusundaki heykellerde ise artık yeni dönemin kutsalları, "felsefe, hukuk, iktidar, vatan, özgürlük ve eşitlik" temsil edilmektedir.
Bazı açılardan tahta geçirilen millet, Tanrı'ya, öncülünden [kraldan] bile daha çok benziyordu. Nihayetinde etten ve kemikten bir varlık olan kraldan farklı olarak Fransız milleti, tıpkı Tanrı gibi, bir soyutlamaydı. O en üst rasyonel varlıktı, kendisine tapılıyordu fakat sonuç itibarıyla tanımlanmıyor ve böylece de olması gerektiği gibi gizemini muhafaza ediyordu. Katolik bile olsa, tektanrılı bir toplumda iki tane tanrının var olması düşünülemezdi. Bu yüzden yeni kültün varlığı, eski olanın yıkılmasını gerektirmekteydi. (Greenfield, Nationalism, s.167)