Kendi kuyruğunu ısıran yılan figürü Ouroboros, insanın ve evrenin içinde bulunduğu sonsuz döngüyü, varlıkla birlikte yokluğu, ölümle birlikte yaşamı simgeleyen çok eski bir semboldür.
Azerbaycan kültüründe her türlü hastalığın sebebi Azar, Bazar, Kazar adındaki ruhlardı. Modern dünyada unutulsalar da kırsal bölgelerde bu hastalık saçan ruhlardan kurtulmak için yılın son çarşambası ateş yakılır ve üzerinden atlanır. Ateş üzerinden atlarken "Azarım bazarım dökülsün," denilir.
Çuvaşlardaki Arçurı adındaki ruh, uzun saçlı, vücudu tüylerle kaplı, dört gözlü, üç elli, üç ayaklı, biçimsiz bir orman ruhuydu. Arçurı aynı zamanda uzun boylu, sarkık memelerini omuzlarından geriye doğru atmış bir kadın olarak da görülüyordu. Bu ruh rahatsız edilmekten hiç hoşlanmazdı. Ormana iyi davranmayan, yüksek sesle konuşan, onun keyfini bozan herkesi bir fırsatını bulup gıdıklayarak öldürürdü. Tatarlarda aynı işleve sahip varlığın adı değişmişti. Bu bölgede ona Şurele deniliyordu. O da bir orman ruhuydu. Tek gözü, tek ayağı ve tek kolu vardı. Bu kaotik varlık oyun oynamayı pek severdi. Onunla oyun oynamanın sonunda ölünceye kadar gıdıklanmak vardı.
Yaşarken kötü olduğu ya da kaçırıldığı için bir şekilde yeraltına mahkum olmuş ruhların işi hiç de kolay değildi. Yutpa ve Abra adlı ejdere benzeyen iki korkunç varlık Erlik'in ülkesinin bekçileriydi. Yutpa, kötü duygularla dolu Toybadım (doymadım) ırmağının aktığı ateşli, zehirli, bazen de sarı renkli tasvir edilen büyük bir denizin içinde yaşardı. Suların üzerinde incecik bir köprü bulunurdu. Yeraltından tek çıkış yolu buydu, ancak köprü muhakkak kopar, kaçmaya yeltenen ruhlar denize düşerdi.