Kuşlar, yaratılışla başlayan yolculukta insanı ölüme dek takip ettiler. Türkler ölüme "canın bedenden uçması, göğe yükselmesi", cennete de "Uçmak" diyorlardı.
Bir mite göre, atların atası su ruhu ile yakın bir ilişki içindeydi. Onun görevi iyilik ve güzelliği korumak, kötülükle mücadele etmekti. MÖ 140'lı yıllara dayanan çok eski bir Çin kaynağına göre, Türklerin özel atlarının sırrı, ulaşılması çok zor olan bir gölde yaşayan bir atta yatıyordu. Bölge halkı bu su atıyla çiftleşmesi için atlarını buraya sürerdi. Bu attan olan yavrular güçlü ve rüzgar gibi hızlı olurdu.
Atı ilk ehlileştirenlerin Türkler olduğu pek çok araştırmacı tarafından kabul edilmiş bir kanıydı. (...) Türkler atı sosyal, ekonomik, askeri alanda kullanıyordu; dini alanda ise ruhları taşıyor, şamanları gökyüzüne çıkarıyordu. Diğer dünyada sahibine eşlik etmesi umuduyla, at da ölen sahibiyle birlikte gömülebiliyordu. Aynı zamanda at en yaygın kurban hayvanlarından biriydi. Kanlı veya kansız kurban olarak tanrılara sunulabiliyordu.
Türk mitolojisinde boynuzun güç sembolü olması Oğuz Kağan Destanı'nda da karşımıza çıkar. (...)
Oğuz isminin kökenine dair teorilerden biri, onun "öküz" kelimesiyle aynı kökten geldiğine vurgu yapar. Destan yazmasının başında boğa resminin bulunması ve açıkça "Onun resmi budur," denilmesi de bu iddiayı destekler.