Hüseyin Aycan

(Tanrıya karşı gizli planlar kurduğu için) insanın ilk hali Erlik ismini alarak şeytana dönüşür.
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Altay mit'inden
Tanrı insandan toprak ister. İnsan yine denizlere dalar ama bu kez aklında bir kurnazlık vardır: Topraktan kendi payına düşeni ağzında gizleyecek, kendi toprağını kendi yaratacak ve sahip olacaktır. Böylece insan, denizlerden çıkıp geldikten sonra bir miktar toprağı tanrıya verir. Tanrı emri verir, toprak büyümeye, genişlemeye, karalar haline gelmeye başlar. Elbette insanın ağzındaki toprak da tanrının bu emrine uyar. Büyür, insanın ağzına sığmaz olur; öyle ki insan neredeyse boğulur. Boğuk sesiyle tanrıya yalvarır: ''Tanrım ne olur beni kurtar!" Tanrı yine merhamet edip ''Tükür!" der insana. İnsan ağzındaki toprağı tükürür ve bir kez daha boğulmaktan kurtulur. Tükürdüğü topraksa o zamana kadar dümdüz olan yeryüzünde dağları, tepeleri ve eğimli arazileri oluşturur. Tanrı insanın hilekarlığından da kötülüğünden de yeryüzü şekillerinin bu hale gelmesinden de hiç hoşlanmaz. Böylece tanrı insanı lanetler. "Gerçek Kurbustan diye adlandırırlar beni, Erlik, şeytan diyerek adlandırsınlar seni! Benden suç saklayanlar senin halkın olsunlar! Günahkar olanlarsa senin malın olsunlar! Senin suçundan kaçan gelsin kul olsun bana, Günahından gizlenen gelip sığınsın bana!"
Altay yaratılış miti
"Yerin yer olduğunda, sularla kaplıydı her yer Ne gök vardı ne de ay, ne güneş ne de bir yer. Tanrı uçar dururdu, insan oğluysa tekti, O da uçar, dururdu, sanki Tanrı'yla eşti. Uçar, hep uçarlardı, yer yoktu konmazlardı. " Hiç sonu gelmeyen bu sonsuz uçuş, bir gün insanoğlunun böbürlenip tanrıyı alt etmek istemesiyle sona erer. Tanrıyı alt etmek isteyen insanoğlu rüzgar çıkarır, denizi köpürtür. Ama sonra köpürttüğü denizlere kendisi düşer. Boğulurken tanrıdan yardım ister: "Kurtar beni, ey Tanrı!" Merhametli tanrı bu çağrıya kulak verir ve insanoğlunu kurtarır. Bu olaydan sonra insanoğlu uslanmış gibi görünür. Tanrı ise söz ile yeri yaratmaya karar verir: 'Tanrı bir gün buyurdu: 'Yaratılsın katı taş!' Denizlerin dibinden nasılsa çıktı bir taş. Taş birden yüzerekten geldi Tanrı'nın önüne, İnsanı da alarak çıktı taşın üstüne."
Tanrı Ülgen bilinmez suların üzerinde uçup durur, fakat konacak bir yer bulamaz. Bu sırada ilahi bir sesin ona seslendiğini duyar: "Kutsal bir ilham ile nasılsa gönlü doldu, Kayıptan gelen bu ün, ona bir çare buldu. Göklerden gelen bir ses, Ülgen'e buyruk verdi; Tut önündeki şeyi, hemen yakala!' dedi. " Daha sonra Ülgen'in önüne denizden bir taş parçası fırlar. Ülgen hızlıca taşı yakalar; artık üzerinde durabileceği bir yer vardır. Şimdi sıra dünyayı ve diğer alemleri yaratmaktadır. Tanrı Ülgen, dünyayı yaratmaya başlamak ister ama bunu nasıl yapacağını bilmez. "Bir dünya istiyorum, bir soyla yaratayım! Bu dünya nasıl olsun, ne boyla yaratayım! Bunun çaresi nedir, ne yolla yaratayım!" Ülgen uçsuz bucaksız suların üzerinde süzülürken ona ''Taşı yakala!" emrini veren o ilahi ses tekrar duyulur ve suların içinden çıkan Ak Ene kendini gösterir: "Yaratmak istiyorsan sen de bir şeyler Ülgen, Yaratıcı olarak şu kutsal sözü öğren! De ki hep, 'Yaptım oldu!' Başka bir şey söyleme! Hele yaratır iken, 'Yaptım olmadı!' deme!" Tanrı Ülgen tam bir gün uyur. Uyandığındaysa yarattıklarına şöyle bir bakar: Dünya gibi dokuz (kimi kaynaklara göreyse doksan dokuz) farklı dünya daha yaratmıştır. Bu dünyaların her birinin bir yeryüzü bir de cehennemi vardır. Ülgen hem bu dünyalara hem de cehennemlerine birer sorumlu atar. "Dünyamıza gelince, dünyalar düzeninde, En küçük olanıdır, insan yaşar içinde. İnsanın dünyasına derler Kara-Tengere, İdare eder onu, kutsal büyük May-Tere. Dünya cehennemine, toptan Kara-Teş derler, Kerey-Han adlı biri, onu idare eder."