Tanrı Ülgen bilinmez suların üzerinde uçup durur, fakat konacak bir yer bulamaz. Bu sırada ilahi bir sesin ona seslendiğini duyar:
"Kutsal bir ilham ile nasılsa gönlü doldu, Kayıptan gelen bu ün, ona bir çare buldu. Göklerden gelen bir ses, Ülgen'e buyruk verdi; Tut önündeki şeyi, hemen yakala!' dedi. "
Daha sonra Ülgen'in önüne denizden bir taş parçası fırlar. Ülgen hızlıca taşı yakalar; artık üzerinde durabileceği bir yer vardır. Şimdi sıra dünyayı ve diğer alemleri yaratmaktadır. Tanrı Ülgen, dünyayı yaratmaya başlamak ister ama bunu nasıl yapacağını bilmez.
"Bir dünya istiyorum, bir soyla yaratayım! Bu dünya nasıl olsun, ne boyla yaratayım! Bunun çaresi nedir, ne yolla yaratayım!"
Ülgen uçsuz bucaksız suların üzerinde süzülürken ona ''Taşı yakala!" emrini veren o ilahi ses tekrar duyulur ve suların içinden çıkan Ak Ene kendini gösterir:
"Yaratmak istiyorsan sen de bir şeyler Ülgen, Yaratıcı olarak şu kutsal sözü öğren! De ki hep, 'Yaptım oldu!' Başka bir şey söyleme! Hele yaratır iken, 'Yaptım olmadı!' deme!"
Tanrı Ülgen tam bir gün uyur. Uyandığındaysa yarattıklarına şöyle bir bakar: Dünya gibi dokuz (kimi kaynaklara göreyse doksan dokuz) farklı dünya daha yaratmıştır. Bu dünyaların her birinin bir yeryüzü bir de cehennemi vardır. Ülgen hem bu dünyalara hem de cehennemlerine birer sorumlu atar.
"Dünyamıza gelince, dünyalar düzeninde, En küçük olanıdır, insan yaşar içinde. İnsanın dünyasına derler Kara-Tengere, İdare eder onu, kutsal büyük May-Tere. Dünya cehennemine, toptan Kara-Teş derler, Kerey-Han adlı biri, onu idare eder."