Ne Şamanizm ne totemizm ne de animizm tek başına Eski Türk dinini açıklamak için yeterliydi. Ancak araştırmacılar din kadar kurumsallaşmamış, bu yüzden "inanç biçimi" olarak adlandırılan bu kavramları ve Türk dünyasına büyük etkileri olmuş Mani ile Budizm'in etkilerini görmezden gelemediler. Genel yargı, Türklerin en başından beri tek tanrılı bir sisteme sahip oldukları, diğer sistem ve dinlerin ise bu ana dine eklemlendiğiydi.
Türkler için belki de en önemli dağ Ötüken Dağı'ydı. Altay Dağı ise bugün bile kutsallığından söz edilen, çeşitli gizemli vakaların gerçekleştiği ulu bir dağ olarak önemini koruyor.
Tanrı gökyüzü ile özdeşleşmişti. Bu yüzden göğe yakın yerler kutsal sayılırdı. Dağlar göğe doğru, yani tanrıya uzandıkları için insanların tanrıya yakınlaşabildikleri yegane yerlerdi. Tanrıya burada kurban verilirdi. Dini törenler kutsal bir dağda ve genellikle bir ağaç altında yapılırdı.
Toplumlar tarıma, ormana, denizciliğe, bozkıra dayalı farklı medeniyetler oluşturdular. Elbette, toplumların bir fenomeni açıklama biçimleri, etkileşimde oldukları ve hayatlarına en çok etki eden doğa unsurlarına bağlı olarak değişiyordu. Biri toprağı "ana" bilirken diğeri denizi, bir diğeri ise göğü bu konuma yerleştiriyordu. Ölülerini "ana kucağına" farklı şekillerde gönderiyorlardı.