"... bilimcilik, Batıcılık ve Türk milliyetçiliği" Bu kutsallardan ikisi (bilim ve Batı/medeniyet) büyük oranda oluşmuş halleriyle Osmanlı'dan Cumhuriyet'e intikal etmiş kutsallardır ve seküler dinin üzerinde yükseleceği zemini oluştururlar; tıpkı kutsallaşmış bilimin Nazi, faşist veya Bolşevik siyasal dinlerinde ortak bir tema olması gibi. Bunların yanı sıra , her siyasal dine özgün rengini veren bir de asli kutsal vardır. Mesela Nazizmde bunun ırk, faşizmde devlet olduğunu görmüştük. Kemalizmde bu, ırk bağlamında değil de mitolojik bir tarih anlatısı bağlamında tanımlanmaya çalışılan millet ve milliyetçilik olacaktır.
devrimlere aşkla, imanla bağlı olmak, ondan fayda sağlamak değil ona kendini adamak inkılap mistiği olmak şeklinde değerlendirilir; gençlik bu ruhu arayacak şekilde işlenir, aydınlardan benzeri bir bağlılık beklenir. inkılap mistiği bir üst başlık olarak alınırsa, her inkılap mistiğinde de Kemalizmin kutsallarından bir tanesi daha öne çıkar, diğerleri onun gölgesinde kutsallaşır. Bu bağlamda hepsi birer inkılap mistiği olmakla beraber, mesela Kadroculardan Vedat Nedim Tör veya Şevket Süreyya Aydemir'de (sol geçmişleriyle uyumlu olarak) bilim/ilerleme/teknoloji ön plandadır. Mustafa Kemal, ilerlemeyi sağlayacak, yeryüzü cennetini kuracak figür olarak kutsanır. Recep Peker, Mahmut Esat Bozkurt, Mustafa Necati, Reşit Galip ve benzeri pek çok önemli isimde ise Türklük öne çıkar. Mustafa Kemal, "en büyük Türk", "Türklüğün peygamberi" ve benzeri kalıplarla kutsanır. Şairlerde, ediplerde (ki bir kısmı aynı zamanda vekildir) ve mutat zevatta ise temel kutsal genellikle Atatürk'ün kendisidir.
Falih Rıfkı'nın 1930'ların başlarında çıktığı Rusya seyahatlerinden devşirdiği öneriler, eğitim sisteminin alması istenen formu gösterir. Onun Rusya' dan görüp önerdiği sisteme göre, " ... doğan ve yetişen bütün çocukların öz babalığı, inkılaba geçer: Hiç kimse ve hiçbir müessese elindeki türk çocuğunun terbiyesinde serbest değildir." Bu anlayış, kısa süre içerisinde devrimci Türkiye'de de yerleşir. Reşit Galip 23 Nisan 1933'te yaptığı ve ilk kez öğrenci andını (Ülkü'de bu ant, "cümhuriyet amentüsü" olarak adlandırılır) okuduğu meşhur söylevinde çocuklara bunu şöyle ifade eder: "Bilirsiniz, daha iyi bilirsiniz ki her Türk çocuğu anasının, babasının olduğu kadar milletindir, budunundur." Kısacası, Fransız Devrimi ile başlayan bir anlayış, çocuğun öncelikle devlete ait olduğu anlayışı, Türkiye'de de yerleşmektedir. Bu anlayış çerçevesinde, Onuncu Yıl Marşı'nda denildiği gibi "On yılda on beş milyon genç yaratılmıştır. " Böylesi totaliter bir eğitim felsefesi 1930'lar boyunca Kemalist seküler dinin halka temel aktarım vasıtası olacaktır.
Daha önce Kemalizmden mezhep olarak bahseden Yakup Kadri, bu sefer 1931 tarihli bir yazısında "Kemalizm tarikatı" ifadesini kullanır. Ona göre bu tarikatın, "ateşini en kör gönüllere aşılamak kudretine" sahip olunmalıdır. Falih Rıfkı ise 1933'te Kemalizmin vahiy olduğunu ima eder: (...) "Türk milletinin Vahiy'e ihtiyacı olmadığını söyleyen Demagog ve Oportünistlerle, Türk milletinin adam olmayacağını söyleyen Beyoğlu ve Babıali soysuzları arasında büyük bir fark yoktur."