Otuz sene önceydi, ellerini yukarı kaldırıp da birleştiren, tonton bir Cumhurbaşkanı yönetiyordu ülkeyi. Görece bir rahatlık vardı, ekonomi, liberal ve özgürlükçü politikalardan dolayı rahatlamıştı.
Geçmişin hüznü ve uzak hayallerin umuduyla gökyüzüne bakarak yürüyordu kocaman çocuk. Tıpkı gerisinde bıraktığı çocuklar gibi o zamanlar kendisi de bu zamanı, bu duyguları yaşamıştı. Beş dakika kadar çocukları izlerken oynayan bütün çocuklarla göz göze gelmişti. Bilye oynayası vardı fakat çocuklar oralı olmamıştı. Aslında bir dilencinin ruh haliyle içinden çocuklara yalvarmıştı ‘Ben de bir kere oynayabilir miyim?’ diye ama çocukların verebileceği bir sadakası yoktu ve o artık kocaman bir çocuktu. Hakkını çoktan kullanmıştı.