Estetik düşüncesi tarihinde bu gibi çok sayıda öznel tasarım ve programların geliştirilmiş ve çok çeşitli biçimlerde işlenmiş olduğu görülmüştür. Sanatın varlığının temel kapsamını ve anlamını açıklığa kavuşturabilmek için kuramcılar, eleştirmenler, sanatçılar, hatta «sanatseverler» ile «manevi sanatçılar», neler istememişlerdir ki sanattan!
Örneğin, sanat, estetik bir eğlendirici olmalı, haz verip insanı oyalamalı; insanı yetiştirmeli, «hayat dersi» olmalı; bu iki işlevi birden yürüterek, hem insanları eğlendirmeli, oyalamalı, hem de insanlara öğretmeli; hatta, insanları yaşamın karanlıklarından kurtarıp ruhunu Tanrı’ya doğru çevirmeli; ya da insanın gerçek varlık yaşamını tamamlamalı; en büyük amacı gerçek yaşamdan daha yetkin, ideal bir yaşam için modeller yaratmak olmalı; insanları bu ulaşılabilecek ya da ancak sanatta gerçekleştirilebilecek ideale doğru götürmeli, vb.
Daha başka anlayışlar da öne sürülmüştür. Sanat aşağı, bayağı, rezilce gerçeklere yüklenmeli, hiçbir idealleştirmeye kaçmadan amansızca, acımadan «yargılamalı»; öte yandan, sanat, insanlar arasında aracı olmalı, bu işlevi için de özel bir «dil» kurmalı; ya da tam tersine, sanat, ilke olarak, başkalarının anlayışına kapalı bir biçimde kişinin «kendisinin anlatımı», «kendisini gerçekleştirişi» olmalı; fazladan enerjinin kendiliğinden, iç-tepisel yoldan «boşalışı» olmalı; ya da son olarak, sanat, giderilemez isteklerin yanılsal yoldan bir gerçekleştirişi, bir «düş», bir sanrı, bu yanılsamaların «sanata özgü bir hali», «aktarımı» olmalı.