Devasa bir gezegenin küçücük insanlarıyız! Adeta mikroskop ile baktığımız virüsler gibi. Ama bir tezatlık var ki o da şudur; kendimizi kocaman görüyoruz!
Bu büyüklük nereye kadar devam edecek! Başkalarının yaşam hakkına ne zaman saygı duyacaz! İnsana yaşam hakkını biz mi verdik ki kendi türümüze dahi bu kadar düşman olup " yaşam hakkını" elinden alıyoruz.. Bu hep öyle oldu ve daha da öyle değil mi!
Hugo yine bizi hayran bırakacak bir esere imza atmış. Eseri okurken idam mahkumunun kızına yazdığı mektup beni çok duygulandırdı. Hele son saatlerinde kızı ile görüşmesi ve kızının onu tanımaması...
Diyecek söz bulamıyorum...
Okuyun mutlaka okuyun bu eseri...
Şeriati içinde haps olduğumuz dört temel zindandan bahsediyor. Belki siz benim iki zindanim başka biri beş başka biri on beş zindanim var diyebilir. Bu zindanlar değişebilir hem nitelik hem sayı olarak. Ama bu zindanlar aşağı yukarı bu dört zindanda toplanabilir.
Şimdi mesele şudur ki, peki benim kaç zindanim var' sorusunu kendimize sormanın vakti geldi mi. Geldiyse tebrik ederim sizi
Descartes'in şu cümlesi oldukça meşhurdur: "Düşünüyorum, o halde varım". Bu, Descartes'in şüphesidir. Descartes, önce her şeyden şüphe etmiş, sonra böyle demiştir. Fakat şüphe etmekte olduğum hususunda şüphe edemem. Öyleyse ben varım ki şüphe ediyorum, şu halde ben varım. Sonra da "düşünüyorum, o halde varım." cümlesiyle tanındı, ünlendi ve bütün öğreti veya doktrinini bu cümlesine dayalı olarak ispatlayıp geliştirdi.
İkinci söz Gide'in sözüdür: "Hissediyorum, o halde varım".
Üçüncü söz de Albert Camus'nun şu sözüdür: "Başkaldırıyorum, o halde varım". Bu daha doğrudur. Aslında "var" olmanın bu üç ölçütünden her biri doğrudur. O, düşünüyor; vardır ki düşünüyor. Duyumsayan, hisseden kimse vardır ki hissediyor. Başkaldıran kişi vardır ki başkaldırıyor, isyan ediyor. Fakat burada üç tane "imek" (var bulunmak) vardır. İnsana özgü olan en üstün var oluş, "başkaldırıyorum, o halde varım" dır.