Sude T.

6/10
·424 syf.··
2025 9. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 16 Şubat 2025 10:26
Giriş: Gülseren Budayıcıoğlu'nu daha önce sadece "Kırmızı Oda" dizisinden duymuş, öğrenmiştim. O dizinin de halk için çok yararlı olabileceğini, psikolojik derinlikleri düşünmeyen insanların kendilerinden bir parça bulup kendilerinde sorgulamalar yapabileceklerini düşünürdüm izlerken. Tabi ben de halktan birisiyim. Psikolojiye sadece "hobi" denilebilecek yakınlıktayım ve öğrenmeyi seviyorum. Kitap yorumlarım: Çok akıcı, basit bir dille yazılmış, okuyan insanın da yararlanmasının amaçlandığı bir kitap. Bu hastalıklar, hikayeler daha önce duymadığım şeyler değil o yüzden bende bir etki yaratmadı. Fakat hayatı seven bir insanı okumak insana bir keyif veriyor. Çevremde anlam veremediğim davranışları olan insanların onlara sinirlenmek yerine neden böyle yaptıklarını hep düşünürüm, bu kitap son zamanlarda düşünmek istemediklerimi gün yüzüne getirdi sadece. Ben etik tartışmaları konusunda bilgili değilim. O yüzden buna yorum yapamam maalesef. Ama okudukça bir şeyi çok düşündüm ve sorguladım. Gerçek hayatta herkesin kendini çok iyi tanıyıp açıkça ve özetle anlatabilmesi, hemen karşısındaki insana güvenip kendisi hakkında yapılan çıkarımlara inanması ve düğümlerin bu kadar kolay çözülmesi bana gerçekçi gelmedi. Tabi yaşayana kolay değildir ama konuşulan konu, verilen tavsiye nedense bana yeterince derin gelmedi. Ben niye size inanayım diye sorgulayan hiç çıkmamış mıdır ki diye düşündüm. Ama demek ki danışanlarına yetmiş. Ek olarak, ona yardım almak için gelen trans bir bireyi diğer hastalarına hissettirdiği kadar "önemli" hissettirmesi keşke kitabı yazarken de aklına gelseydi ve onu sürekli "şöyle şöyle bir kadın" tarzında anlatmaya devam etmeseydi. Onun kimliğine ve gittiği yola da saygı gösterseydi. Ben o danışanı olsam üzülürdüm. Yıllar geçmiş ama içinde beni hâlâ bir kadın
Psikoloji
Madalyonun İçiGülseren Budayıcıoğlu · Doğan Kitap · 202421,5bin okunma
Reklam
Aşk aşk için midir, neslin devamı için mi? :)
6/10
·80 syf.··
2025 2. kitabı
·
1 saatte okudu
·
Okunma: 20 Ocak 2025 14:32
Schopenhauer okudukça düşündürten, ve romantizm, tutkulu aşk ve evlilik fikirlerine pek de günümüzde pek de popüler olmayan bir yaklaşım sunuyor. İki karşı cins birey arasında oluşan aşkın, cinsel çekim temelinde yatmakta olduğunu söylüyor, onlardan ortaya çıkacak çocuğun türün güzel özelliklerini devam ettireceği için hissedildiğini söylüyor. Ne kadar insanın sadece kendisine haz verme amaçlı olduğu hissedilse de aşkın temelinde bir sonraki neslin oluşturulması için içgüdüsel bir çekim olduğunu söylüyor. Özellikle bayıldığım bir konu olmasa da içinde gerçeklik barındığını inkar etmeyeceğim. Kitabı kendi cümlesiyle özetlemek gerekirse 34. Sayfada yer alan şu cümleyle yapabiliriz; "Birbirine aşık olan erkek ve kadının gittikçe şiddetlenen yakınlıkları, ortaya çıkarabilecekleri ve çıkarmak istedikleri yeni bir bireyin yaşama iradesinden başka bir şey değildir." Beni bu kitapta düşündürten konular şunlar oldu; günümüz dünyasında insanların eski yıllara oranla çok daha sık, ani, ve yüzeysel cinsel ilişkilere girdiğini biliyoruz, bu ilişkilere giren insanların aktif olarak üremeyi düşünmediğine de eminiz, yani sadece kendi hazzını düşünen, bencil, insanın türünü devam ettirmesi için gereken içgüdüyü taşıması, hayattaki arzularımızın ne kadarının bize ait olduğunu, ne kadarının bize ait olduğunu düşündüğümüzü sorgulattı. Tabi kitabı gerçek olduğunu düşünerek yola çıkmak yerine sorgulamak için okumak daha faydalı olur diye düşünüyorum. Schopenhauer'un değindiği bir başka ilginç konu da insanların kendi eksiklerini tamamlayacak, fazlalıklarını dengeleyecek insanlar seçmesi. Doğanın kendini dengelemeye çalıştığını, ve insanların da bilinçli ya da bilinçsizce buna göre hareket ettiğini iddia ediyor. Çoğunlukla insanlar birbirlerine benzer insanlar bulurlar düşüncesine sahip
Duygu ve Düşünce
Aşkın MetafiziğiArthur Schopenhauer · Ayrıntı Yayınları · 201816,8bin okunma
Uzaylı istilası kitaplarının atası
6/10
·247 syf.··
2025 1. kitabı
Kitap hakkındaki ilk izlenimim, uzaylıların tasvirlerinin çok uzun olması ve insanlar ile uzaylılar arasındaki karşılaştırmaların da çok uzun olmasıydı. Kitap benim için en hafif tabirle sıkıcıydı. Çok fazla uzaylı istilası filmi izlediğimden bu kitap bana çok daha az ilgi çekici geldi. Konuşanla tam olarak empati kuramadım, kendimi hikayeye tam olarak kaptıramadım ve uzaylıların neden olduğu yıkıma karşı gerçek tepkiler veremedim. Genel izlenimim, bağlamı ve diğer bazı incelemeleri okuduktan sonra, bu kitabın diğer birçok uzaylı istilası hikayesine örnek olduğu yönünde. 1897'de yazılmış, bu yüzden yazıldığı yılı ve o zamanki algıları göz önünde bulundurarak neden bu kadar önemli bir kitap olarak görüldüğünü anlayabiliyorum. Okuduğuma pişman değilim. Kitabı okumadan önce bu kitabın İngiliz emperyalizminin ve diğer şeylerin bir alegorisi olarak nasıl yorumlandığı konusunda biraz araştırma yapmalıydım.
1000Kitap
Dünyalar SavaşıH. G. Wells · İthaki Yayınları · 06bin okunma