Schopenhauer okudukça düşündürten, ve romantizm, tutkulu aşk ve evlilik fikirlerine pek de günümüzde pek de popüler olmayan bir yaklaşım sunuyor. İki karşı cins birey arasında oluşan aşkın, cinsel çekim temelinde yatmakta olduğunu söylüyor, onlardan ortaya çıkacak çocuğun türün güzel özelliklerini devam ettireceği için hissedildiğini söylüyor. Ne kadar insanın sadece kendisine haz verme amaçlı olduğu hissedilse de aşkın temelinde bir sonraki neslin oluşturulması için içgüdüsel bir çekim olduğunu söylüyor. Özellikle bayıldığım bir konu olmasa da içinde gerçeklik barındığını inkar etmeyeceğim. Kitabı kendi cümlesiyle özetlemek gerekirse 34. Sayfada yer alan şu cümleyle yapabiliriz; "Birbirine aşık olan erkek ve kadının gittikçe şiddetlenen yakınlıkları, ortaya çıkarabilecekleri ve çıkarmak istedikleri yeni bir bireyin yaşama iradesinden başka bir şey değildir." Beni bu kitapta düşündürten konular şunlar oldu; günümüz dünyasında insanların eski yıllara oranla çok daha sık, ani, ve yüzeysel cinsel ilişkilere girdiğini biliyoruz, bu ilişkilere giren insanların aktif olarak üremeyi düşünmediğine de eminiz, yani sadece kendi hazzını düşünen, bencil, insanın türünü devam ettirmesi için gereken içgüdüyü taşıması, hayattaki arzularımızın ne kadarının bize ait olduğunu, ne kadarının bize ait olduğunu düşündüğümüzü sorgulattı. Tabi kitabı gerçek olduğunu düşünerek yola çıkmak yerine sorgulamak için okumak daha faydalı olur diye düşünüyorum. Schopenhauer'un değindiği bir başka ilginç konu da insanların kendi eksiklerini tamamlayacak, fazlalıklarını dengeleyecek insanlar seçmesi. Doğanın kendini dengelemeye çalıştığını, ve insanların da bilinçli ya da bilinçsizce buna göre hareket ettiğini iddia ediyor. Çoğunlukla insanlar birbirlerine benzer insanlar bulurlar düşüncesine sahip