Biliyor musun? Ben hiç aşık olmadım senden önce. Sen benim için aşkın tanımı, sevdanın ispatı oldun.
Senden önce senin o heybetli, yıkılmaz, sarsılmaz duvarların karşıladı beni.
Sonuna kadar açılmış kapıların beni sana çekiyordu.
Bir an önce sana kavuşmaktı hayalim.
Hızlandım ben de
koştum sana.
Yollarında yürüdüm senin.
O tarih kokan sokaklarındı merak ettiğim.
Soğuktan ve heyecandan titreyerek koşar adım, yaklaştım sana
son bir kapı kalmıştı seninle aramda.
İşte tam da o ânda işittim. O ilahî çağrıyı “haydi felâha”
Ve geldim sana…
Hüznün sardı beni ilk önce, buruk tebessümün karşıladı selamımı.
Akşamın en güzel vaktinde gördüm seni, mest oldum.
Hissettim seni, hayran oldum.
Hiç de fotoğraflarda gördüğüm gibi değildin.
Heybetin, ihtişamın karşısında büyülendim, titredim.
Bambaşkaydı rengin gözlerimi alacak kadar sarı, içimi ferahlatacak kadar mavi…
Sanki bir rüyaydı bütün gördüklerim.
Hava karanlıktı, kapkara bulutlar etrafını sarmıştı, yağmur yağıyordu.
Ama sen ışıl ışıl parıldıyordun gözlerimi senden alamıyordum
bu yüzden ben hayatımda ilk defa, sırf senden gözlerimi bir ân olsun ayırmamak için, su birikintilerine seve seve bastım.
Senin olan her bir şeye dokunmak, hissetmek istedim.
Seve seve ıslandım.
Yağmurla birlikte gördüm seni ilk kez, yağmur ile veda ettim sana her ne kadar istemesem de…