Çöl, sabırsızların daha en başından kaybedeceği bir sahraydı. Çölle yarışılmazdı. Onun halleriyle iyi geçinmeyi öğrenemeyen kimseyi yaşatmazdı kalbinde çöl. Uçsuz bucaksız sapsarı bir buhurdanlık gibi tüten kumsallar, sanki meleklerin ellerinden düşüp de kırılmış bir kum saatinden dökülmüş, sonra da tüm yeryüzünü örtmüş gibiydi. Burada Güneş ve yıldızlardan başka hiçbir saat işlemezdi. İşte bu saat tanımazlıktır ki, adama şiir söyletir derlerdi çöl seyyahları...
Hâlbuki din ve nefret hiçbir yerde yan yana gelmesi mümkün olmayan iki kavramdır. Bir yerde dindarlık artarken medeniyet, barış, adalet, hoşgörü ve ahlak azalıyorsa orada erozyona uğramış veya aslını kaybetmiş, Allah’ın dini olmaktan uzak bir dinin yaşandığını söyleyebiliriz.