Kimi geceler aşırı, uydurma, sinire dokunur, gürültülü kahkahalarla gittikçe sulanan neşelere durgun mizacı yüzünden istese de katılamamakta, kimi geceler Batı sanatı üzerinden yapılan şaşılacak kadar yüzeyde, önü sonunu tutmaz, basmakalıp, uşak beğenisi, uşak yılışıklığı övgüleriyle sürdürülen bilgiçlik numaralarından bunalmaktaydı.
İnsanlar felaket günlerinde manevi güçlerden yardım istemek zorunda kalıyorlar. Tanrı’dan suçlarımı bağışlamasını dilerim. Fakat yüreğimi asıl yaralayan, şu felaket sırasında milletime yararlı bir iş görememek…Ah önemli bir iş yapabilsem de kendimi astırabilsem!
Neden bıraktı Tanrı bizi böyle yüzüstü? Neden umut kapılarını kapattı yüzümüze? Nedir komutanım? Ne yaptık biz? Lütfen söyler misiniz, nedir bizim işlediğimiz bu korkunç suç ki bağışlanamaz?
Ölümden korkmadığımı gördünüz, komutanım; ben, ölmemekten korkuyorum. Yani öldükten sonra da bu acılar sürerse diye ödüm kopuyor! Acı çeken gövde mi, ruh mu? Bunu kesinlikle bilmek ne büyük mutlulukmuş!