"Nietzsche ne der, bilir misin? Kesin bilmeyi istemek kesin yűrümeyi istemek gibidir, ödlekliktir. insan işini sadece konuşmamalı, onu bir yerlerde yapmaya başlamalıdır!
Kitabın değerlendirmesine geçmeden önce Robert Musil'den birkaç cümle ile bahsetmenin yönlendirici gücü olduğuna inanıyorum. Musil Avusturyalı romancı, öykücü ve deneme yazarı. Askeri okulda başlayan eğitim hayatı ardından mühendislik ile devam ediyor. Sonrasında matematik, felsefe, fizik, psikoloji alanlarında doktora yapıyor. Düşünsel olarak rejime karşı çıktığı için Nazi döneminde eserleri yasaklanıyor, İsviçre'ye sürgün ediliyor. Eserini tamamlayamadan burada yaşamını yitiriyor.
Kitabın ana karakteri niteliksiz adam Ulrich ile biyografik paralellik dikkat çekiyor. Çünkü bu çok katmanlı entelektüel formasyon, doğrudan doğruya Niteliksiz Adam’ın düşünsel mimarisine de yansıyor.
Niteliksiz Adam 'a dönecek olursam; Robert Musil'in 1921 yılında 1942 yılına kadar üzerinde çalıştığı, 2100 sayfa içerikli devasa baş yapıt. Elimdeki serinin dördüncü kitabı ölümünden sonra esi tarafından, ardında bıraktığı notlardan derlenerek yayımlanmış. Kitap 'deneme roman' türünde yazılmış ve olay örgüsü dışında; matematik ve doğa bilimleri, felsefe ve epistemoloji, siyaset bilimi ve sosyoloji, psikoloji ve psikiyatri, hukuk bilimi ve felsefesi, sanat ve mistik ögretiler gibi alanlarda ilerliyor. Her bölüm sistematik bir okuma, derin analiz, düşünsel egzersiz ve entelektüel bir hesaplaşma içeriyor. Dili oldukça ağır ve anlaşılmak istiyor.
Niteliksiz Adam’ın birinci cildinin yüzeysel konusu 1913 yılında Viyana’da geçer. Ana hikâye; Avusturya Macaristan İmparatorunun 70. yıl saltanat dönümü yaklaşmaktadır ve aynı yıl Alman İmparatoru Wilhelm'in de 30. saltanat yılı kutlanacaktır. Dönemde hâlâ monarşiyle yönetilen Avusturya Macaristan İmparatorluğu seçkinleri, Almanya'ya karşı milli şuur ve milliyetçilik anlayışı ile farklı ve bütün Dünya'ya örnek olacak bir kutlama planlamak için
Bu genç insanların neye inandığını
söylemek zor olurdu; hümanist idealin parçalanmasından beri Alman gençliğinin arasında peyda olan şu sayısız küçük ve sınırları belirsiz ruhanî tarikatlardan biriydi. Irk olarak antisemitist değillerdi, "Yahudi zihniyetinin" karşıtlarıydılar, bu zihniyetten de kapitalizm ve sosyalizmi, bilimi, aklı, ebeveynin iktidarını ve kibrini, hesapçılīğı, psikolojiyi ve șüpheciliği anlıyorlardı. Öğretilerini yansıtan başlıca olgu, "Sembol"dű; Ulrich'in takip edebildiği kadarıyla ki bu tür șeylerden de biraz anlardı, sembol dedikleri Hans Sepp'in belirttiği üzere, hayatın karmaşıklaşıp kıyıda köşede kalmış yanlarını belirginleștirerek büyüten ve duyuların gürültüsünü bastırıp insanın alnını uhreviliğin ,akıntılarında ıslatan, ilahî inayetin büyük yapıtlarıydı. Isenheim Sunağı'nı, Mısır piramitlerini ve Novalis'i bu başlık altında değerlendiriyor, Beethoven ile Stefan George'un ise ima olarak sayılmasına izin veriyorlar ve sembolün ne olduğunu afaki ifadelerle açıklayamıyorlardı, zira ilk olarak, semboller afaki kelimelerle ifadeye gelmezdi; ikincisi, Aryanlar afaki olamazlardı, bu yüzden de son yüzyılda tek başardıkları, sembolleri ima etmek olmuștu; üçüncüsüyse bazı yűzyıllar oluyordu, ilahî inayetin insanlardan uzak ânını, insanlara uzak insanda ancak ender olarak meydana getiriyorlardı.