Seni ne zamandır derin bir tutku, sarsıcı bir ihtiras, büyük bir aşkla seviyorum. Seni eksilmeyen bir arzu, yaşlanmayan bir yenilik, ölümsüz bir șiddetle seviyorum. Seni hiç sönmeyen bir ateș, hep uğuldayan bir vadi, dinmeyen bir yara, susmayan bir nehir, bütün zamanlarda esen bir rüzgâr gibi seviyorum. Aramızda milyarlarca yıl ışık hızı uzaklık da olsa; aramızda gezegenler, gökadalar, kara delikler de olsa; aramızda yaşayan ya da ölü milyarlarca yıldızın ışığı ya da evrenin uçsuz ve dilsiz karanlığı, sonsuz sessizliği de olsa seviyorum.
Kırk Oda çocukken anlamadan geçtiğimiz, yetişkin olunca içimizde saklanan masallara farklı bir pencereden bakıyor. Prensesler, prensler, saraylar, uçan halılar, hepsi çocukluğumuzda kalmış olamaz. Biz onları farkında olmadan taşıdık her yeni yaşımıza.
Çocukken üzerinde durmadığımız, büyüdükçe anlamını çözdüğümüz 40. yasak oda miti var bir de...
Peki masallarla 40. oda neden yasak? sorusu ise masalın kendisinden daha derin. Görmek istemediğin, toplumdan saklanan, kendinle yüzleşmekten kaçtığın şeylerin saklı olduğu oda, 40. oda. Açtığında artık eskisi gibi olmayacağın, hikâyelere inanmayacağin. Ve o odanın kapısını açıyor Mungan.
Kadın figürler üzerinden yürüyor masallar. Öyle ya anlatılanlara göre ... Kurbağayı öpen ben,ayakkabı için kendini parçalayan, yedi cüceden medet uman, uyanmak için prensi bekleyen… yine ben. O saçı da boşuna uzatmadım zaten.
Alt metindeki prensler tarafında da durum iç açıcı değil. Korkusuz, kurtarıcı, güçlü olma misyonu da masalların onlara yüklediği duygular.
Ortak mesele herkesin bir role sıkışmış olması.
Ama nereye kadar? Cinsiyet üzerinden polarize olmuş bir toplumda kendi düşüncem ile hareket etmeyi ne zaman öğreneceğim?
Kadına kurtarılma acizliğini, erkeğe kurtarıcı sorumluluğunu zihnimize hangi hikâyeler ekledi. Bu anlatı, hangi toplumsal yapının işine yarıyor? Kimi merkeze koyuyor, kimi ötekileştiriyor? Hangi rolleri "normal" kabul ediyor?
Masallar ve edebiyat bu alanda kendine yer bularak ilerliyor. Örnegin uygulama üzerinde de etkileşim alan birçok stereotip söylem var. "Bütün erkekler aynıdır" veya "Kadınlar hep böyle yapar" gibi cümleler, bireyleri karakterlerinden bağımsız olarak sadece cinsiyet kimliklerine hapsediliyor.
Bu basit formüllerin altında toplum benim kişiliğim de bir günde eritmedi tabii ki...
Murathan Mungan bu
Sen de kimseyi sevemezmişsin, hiç kimseyi. Bütün erkekler gibi. Erkekler sevemez Aleko, Sevemiyorlar. Yüreklerini koyamıyorlar hiçbir ilişkiye. Saklıyorlar, esirgiyorlar; korkuyorlar yüreklerinden. Kimse onlara sevmeyi öğretemiyor.
Daha anlamlı, daha güzel bir hayat için ne kadar azdık. Ne kadar yetersizdik. Ne kadar yazıktık. Mutsuzduk. Kendimizi kandırıyor, kendimizi avutuyorduk.