"Ben anamın karnından vatana geldiğim vakit aç idim, vatan karnımı doyurdu... Çıplaktım, vatan sayesinde giyindim. Vatanımın nimeti kemiklerimde duruyor. Vücudum vatanın toprağından… Nefesim vatanın havasından... Vatanımın uğrunda ölmeyeceksem, ya ben niçin doğdum?
"Zihnimden babamın, ninemin sevgisini çıkardın. Kardeşimin mezarı gönlümde idi, onu da unutturdun. Şimdi hayâli de, kendisi gibi, kara topraklarda yatıyor. Mezarını görmeden hatırıma gelmiyor. Ne uykum kaldı, ne kendime söz geçirebiliyorum! Ne bir şeyde isteğim kaldı, kendinden başka gönlümde bir şey bırakmadın. Şimdi de kendini elimden alacaksın, hem de müjdesini kendin getiriyorsun. Kalbini yaracaktın da bana bu merhameti, bu insafı mı gösterecektin?"
"Kalbi öylesine şiddetli atıyordu ki, elini gayriihtiyari göğsüne bastırmak zorunda kalmıştı ve artık hiçbir şeyin yararı yoktu, ürkek ve saygılı içgüdüsünün özenli çeşit çeşit karartmalarla onca zamandır örtbas ettiği gerçeği kabullenmeye daha fazla direnemezdi: O kadın yanında olmadan artık yaşayamazdı."
“Beni bir gün sokakta vuracaklar. Alnımdan kan akarak yere serileceğim. Yatakta ölmek nasip olmayacak. Ziyanı yok, varsın vursunlar. Vatan, benim ölümümle bir şey kaybedecek değildir. Bir Talât gider, bin Talât yetişir.”